Gözlerimi açtığımda
Buruşturulmuş kağıtlarda duruyor izi
Geceden kalma gözlerinin
Dilime dolanan küfür
………………………
çıkarıyorum üzerimden eskileri
susayan yanım isyana odaklı
üşüyen çocuklara göz kırpıyor
sensizliğin arifesinde kalemin ateşi
yeni senleri iklimine çağırıyor
Kuşlarda ıslanır insanlar gibi
İçine akıtırlar gözyaşlarını
Bir gelincik tarlası özgürlüğünde
Ve gelincikler yağmurları sevmezdi
Güneşli havaları sevdikleri kadar
Kuşlar diyorum ben kuşlar
Gün kesiği yarına sürgün
Kan tutmaz sabahlara
Akşamından sızan düş
Ayraçsız kitap sayfaları kırık
Kime yazılmış kimden kopmuş
Sessizliğin bozulduğu güz
susmuşsun
kuşlar söyledi...
gözlerinde yıldız uçuran
denizin kokusunu tenine dolduran
baharı saçlarına yansıtan
Bu gece bir şiir yazasım var
İçinde sen olmayan
Sağa sola küfür savurduğum
Nasıl yazmalıyım diye kafa yorduğum
Sadece bir şarkı dinleyip
Replay tuşuna hapis olduğum
Yorgunum artık dile getirmekten sensizliğin ne demek olduğunu… Yazdıklarımın içine sığmayan gözlerin zorladıkça, ellerim dokunur sensizliğe… Bir sızı olmuyor değil ara sıra senden ötürü… Yokluğun dokunuyor yerinin doldurulmazlığına… İnkâr etmiş olsa bile düşüncelerim, bir yanım eksikliğinle can çekişiyor… Sessiz ol! Sadece sessiz… Kimse duymasın. Ben duyarım… Güzeldir sessizlik, sessiz kalınabilirse bunca gürültünün içinde ve duymazlıktan gelinebilseydi birçok şey… Yokluğun acıtmış olsa bile canımı, mutlu olduğunu bilmek unutturuyor. Bende bıraktıklarını düşündükçe…
Dile gelmez bir sıcaklığı taşıyor dokunuşların, sözlerin kifayetsiz kaldığı geçmiş zaman dilimlerine bulaşık bir hüzne… Günler boyanıyor senliğin verdiği coşkuyla, bir kuş uçuyor kafesini parçalayıp; bilinmez ve asla hiç yaşanmaz denilen hisleriyle kanatlarını çırparak… Adının henüz konulmuş olmadığı, şaşkınlık nöbetleri geçiren bir hastaya şifa oluyor soluğun… Gecikmişlik yâda yaşanmışlık hükmünü yitiriyor. Her kışın sonunun bahar olduğu gerçekliğiyle yüzleşiyor insan. Yaşanması güç görünen ve bir o kadar silinmez sanılan geçmiş gözünde eriyip gidiyor. Güneş bir başka doğuyor bu aralar…
Bir şarkının en can alıcı sözlerine bırakıyorum kimsesizliği ve uzaklığını… Düğümleniyor geceler ve sesi kesiliyor sokaklardaki seslerin. Şehir çok kimsesiz geliyor. Ne çokmuşsun varken ve ne kadar eksiğim yokluğunda… Kelimelere sığdırıyorum yalnızlığı, taşıyor sayfalardan sana doğru, sen yoksun. Yokluğun dokunmuyor artık, varlığının dokunmadığı gibi… Var olsan şehir dolu olurdu. Şimdi bomboş her yer ve sessizlik dokunuyor ellerime üşütmüyor. Sessizliği sensizliğe seçtim. Senin olmadığın bir şehirde sürükleniyorum. Özlemedim yalanını kendi kendime söylenerek…
Aşk bir yalandı. Yaşanmak istenilen bir doğruydu da… Üç yanlışın bir doğruyu götürdüğü hayatın içine yerleşik bir oluşumdu. Yaşanılası ve hesap ödettiren… Aşk yaşanırken güzeldi. Sonrasına gelen, içinden çıkılmaz sancısal götürdükleri ne acı… Aşk bir reflü hastalığıydı da. Mideden kıvrandırmaya başlayan kramplar eşliğinde; sonrası kalp yetmezliğine dönüşen. Evet, aşk bir hastalıktı. Bulaşıcı değil ama bulaşılması istenilen…




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!