Kalbin uzayan sürgünleri
Açmazına yazılır gümüş gece
Sinesine kor değmiş âdem gel/in
Kandırır bir sabahın öte yüzünü
Kaçak imgelemin haytalığı
Sessiz bir geceye düşüyorum
Titreyen dudaklarından
Bakışların ateş olurken
Yakıcı bir dokunuş tene değen
Sahipsiz ellerin kenetlenişidir
Bir Haziranda sevdim seni
Bir Ağustos’ta
En çokta Aralık’ta sevdim seni
Dokunulmaz bir yalnızlığın içinden geçişlerinle
Hayata dokunup can oluşlarınla
Mesela Kasım’da hiç sevmedim seni
Nilgün Marmara’ya
Artık gidebilirsin
Evet, git benden Nilgün
Sokaklar kedilere kucak açmıyor
Tırmalanıyor düşler
Belki de haklısın susmak konusunda
Hatta daha ötesine gidip uzaklaşmak adına
Ki değişecekse bir şeyler
Gönüllüdür bu yürek seni kaybetmek pahasına
İçten içe yanıp kül olmaya
Öylesine bir gündü işte
Hiçte öyle olmayan yanıyla
Sonrasını bilmediğimiz coşku sellerine kayboluşumuz
Sadece bir gündü içine girilen
Akşamı günden çıkıp gitmişliğiyle
Sahil kenarımıydı yoksa orman ıssızlığımı
Sessizce kabuğuna çekilişidir, birikmiş yalnızlıkların
Gecelerin içinden sıyrılıp giderken
Sabahlarına iç çekişlerinin gölgesinde
Hangi güne dönsen yönünü o sesleniş
Çok bilindik uzaklardan esip gelen
Gel desen gelirdim
İçimde çocuk sevinciyle
Kollarını açmış koşuşan sokaklarda
Kanatlanıp uçardım gözlerine
Kenetlenip tutardım ellerini
Dokunurdum düşlerine
senin yüzün gökyüzü
karşılıyorum sabahlarını
gecenin koynundan düştükçe
bir şiir dolanır
zihnimin uç noktalarına
Karanlık bir resmin içine düşen ışık
Aşk desen değil daha öte
Vurgun yemiş dalgıç şaşkınlığı
Uğruna harcanılan sessiz düşünce
Şahit göstermez içe kapanık
Mektup yazılmaz yarınlar




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!