Yazdıklarımdan hesap vereceksem eğer, tek sana vermeliyim. Çoğu zaman kurgusal işledi seni mısralara, kimi zaman geceyi sen yaptı gündüzleri içerisinden çıkartıp… En çok şarkımız dokundu dinlerken yüreğine ve sen duymadın. Bir çay bir sigara tüketip gitti sensizliği… Yalnızlığını düşledikçe ah etti şiirler, nesir olup gitti. Ne sen duyup okudun, ne ben seni yazmaktan vazgeçebildim kurgusallığınla… Bazı zamanlar içinden çıkılmıyorsa bırakacaksın içinde kalsın. Sonu yoktur bazı şeylerin ve dile gelmezdir yaşanılması gerekliliğiyle…
Düş artık geceden
Sabahlara kon gece kuşu
Vaktidir kanat çırpmanın
Yıkılmış bir şehrin en yazılası aşkıydı yaşanılan. Şehir dediğime bakmayın sakın ha koskoca bir yürekti anlatılan... Şarkılara konu olmuş bizimkisi bir aşk hikâyesi türünden. Öyle süslü kelimelerle bezenmemiş kendi sağlığıyla... Çıkar ilişkilerinin kirletilmişliğiyle dolu olan çirkin bir dünyaya gelmiş, bir günlük hayatı yaşayan kelebek güzelliğinde...
Dokunuşun aşk
Sesin ışıktı yüreğe
Hep bir eksikti yazılanlar
İçi dolmayan gecelere söylenen
Susmuşluğum varsa bilmelisin senden yanadır özlemlerim… Tarif edilmez oluşlarına düşüşlerim kapatıyor yolları ve ışık düşmez çıkmazlara giriyor yazdıklarım. Bir kurtuluşun olduğu bilinseydi yapılırdı aşk adına ve aşk yaşamaksa eğer yaşanırdı sonuna kadar… Aşkın son duraklarından geliyorum ki aşk hep yeni bir başlangıçtı gözümde seni tanıyana değin… Tüm ipliklerin teşhir edildiği zaman dilimlerine asıyorum kimsesizliğimizi…
Sessizdir şiirlerim
İçine düşmeye gör
Dokunmaya kıyamadığım
Sensizdir ellerim
Sen yazıldıkça yazılan, yazılmaya devam edildikçe okunulan yanımsın. Düşler bahçesinin el sürülmeye kıyılmayan en nadide çiçeği, ayaz vuran gecelerin çoban ateşi... Seni yazmak demek yaşamak demektir. Sen yazıldıkça çoğalan, eksik yanımsın. Deniz aşırı ülkelere göç eden kırlangıç, sabahlarıma gülümseyen güneşim, yeni başlangıç... Seni sevmek nefes almaktır. Yan yana olmadan senliğinle...
Sen şimdi kimin rüyalarına gireceksin. İçine bizi katmayan yanıyla, sensiz boşlukta d/üşüyorum biliyorsun ve gidiyorsun. Ki ben gitmelere alışkınken, bu gidişe neden bir dur diyemiyorum. Lal olmuşluğum, sensiz s/olmuşluğum karşısında.
Sen gittin. Gitmiş olman hayatıma değişiklikler getirmedi. Aksine yeni bir sancılı sürece sürüklenişti. Bir yanda gidişinin kabullenilmezliği, diğer yanda gitmiş oluşunun hazmedilmeye uğraşılması… Senin beni sevmiyor oluşun, benim seni sevmeme engel değildi. Sadece sonucu çıkmaza dayanan bir denklem ve çözümü seninle yitip giden bir bulmaca çözümsüzlüğüyle… Sevmeler çoğunlukla tek taraflı yaşanır ve son bulurdu. Sonsuz olsun istenilen her şeyin bir sonu olduğu gibi, gerçekten yaşanılması istenilenlerin bir başlangıcı hiç olmazdı… Bilerek yaşamayı istemekti benimkisi, seni sensizliğinle bile kucaklayarak, varlığın yanımdaymış gibi seni yaşatarak…
Şimdi çok uzaklarda bedenin üşürken, acılarını dindirememenin çaresizliğiyle gözlerim sökülüyor yuvalarından… Sensizliğimin hesabını tutuyorum. Sonucu sen çıkıyor. Sonrası susuyorum. Bu hesabın tutmaz sen olmayışıyla… Sen niye yanımda değilsin diye saçma bir soruya boğuluyorum. Böyle tepeden tırnağa sen doluyken diyerek kendimi teselli ederek, hiç mantıklı değil bu, hiç hem de diye söyleniyorum. Sonrası yine sadece yazmak istiyorum. Yazdıkça yazmak. Gözlerim yerinden fırlayana, parmaklarım uyuşana kadar. Ne yazdığımın bir önemi yok içinde sen geçen her şeye dair. Nefesim kesilene, yüreğim duruncaya kadar.
Korkularımız bizi tutsaklığa itiyor. Yaşanılması gerekenlerden kopuyoruz. Yaşıyoruz işte yaşıyoruz nefes alıp veriyoruz daha ne olsun tesellilerine gömülüp, aslında içten içe tükendiğimizi göremeyecek kadar kör oluşlarımız karşısında. Oysa çok mutlu olmayı isteyen insanlardık, biraz huzurun içinde yer aldığı hayatın içinde… İstediklerimiz gerçeğe dönüşmedikçe daha çok korkar olduk ve kaçtık kendimizden… Yalnızlığın gölgesine sığınıp, dış dünyaya pencerelerimizi kapar olduk. Geriye baktığımız zaman biz nerede hata yapmışız sorularıyla baş başa kalışlarımızla…
Hep gidişlerine yazıldım gelişlerinin olmayışı karşısında… Sen gidendin ben kalan… Her zaman giden gittiğiyle kalırken, geride kalan kendi dünyasına çekilmişlikte... Şimdi hiçbir yazı doyurmuyor açlığımı ve hiçbir yüzde görmüyorum gözlerini. Artık devrik cümleleri daha çok seviyorum. Devrilip gitsinler, kaldıranı olmadıktan sonra diye…
Belki hiç bilmeyeceksin ne denli çok sevildiğini ve sana hiç söylenmeyecek… Gün gelecek bir başına kaldığında; hiç ummadığın bir anda bir köşede bulup okuyacaksın nasıl sevildiğini ve uğruna nelerden vazgeçilebileceğini… Sen sol yanım değilsin, sen sol yanımın içisin ve bunu asla bilmeyeceksin… Sen içimde büyüttüğüm yangın çiçeğim, huzurum, yalnızlığım, beni anlayanım ama kendimi sana anlatamadığımsın… Canımın güzeli dediğim, canımın delisi diye cevap aldığımsın… Sen üşüme oralarda; ben senin yerinede üşürüm buralarda… Seni sarıp sarmalar ısıtırım bir gülüşüne, varsın sen içinde büyütmemiş ve beni görmemiş olsan bile… O denli büyük, o denli delice sevilmişliğinle…




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!