Mevsim kıştı ve havalar soğumuştu. Gözlerini açtığında kan ter içindeydi. Kâbus görmüştü. Görmüş olduğu rüyanın etkisi öyle etkiliydi ki, uzun bir süre kendine gelemedi. Kendine geldikten sonra yatağından kalkıp duş almaya gitti. Hâlâ rüyanın etkisindeydi. Gördükleri gerçek olabilir miydi? Düşüncesi aklına yer etmişti. Duş alıp odaya döndüğünde, dün geceden hazırladığı çantasını alıp yanına koydu. Başı zonkluyordu. Bir kahve yapıp masanın başına geçip oturdu. İçine bir korku düşmüş ve bu korkunun tarif edilir bir yanı yoktu. İçi üşüyordu. Biran üzerini değişip hemen yola çıkmayı düşündü ama saat çok erkendi. Elvan mesajında akşam görüşeceğiz diye yazmıştı.
Kahvesini içip düşünürken kapısı çaldı. Birden telaşa kapıldı. Gelen kim olabilirdi diye düşünürken kapıya doğru yürüyüp açtığında; karşısında Sevda duruyordu.
Günaydın Taner
—Günaydın Sevda
Evin kapısına geldiğinde kapının tokmağına asılı kâğıdı gördü. Anahtar ev sahibindedir diye yazıyordu. Başından aşağıya kaynar sular dökülmüştü. Dün gece gördüğü rüyanın gerçeğini şuan yaşıyordu. Aklından geriye dönmek geçti ama Sevda Elvan’ın şehre dün geldiğini ve onu heyecanla beklediğini söylemişti. Ev sahibinin evine doğru yürüyüp kapısını çaldı. Ev sahibi kapıyı açtığında; Elvan hanımın misafiri sizsiniz değil mi sorusuna sadece evet diyebildi. Buyurun anahtarınız diyerek başka kelime etmeden kapıyı kapattı. Ev sahibine Elvan Hanım nerede acaba diye soramamıştı bile…
Elinde anahtarı evin kapısına doğru yürüyüp, kapıyı açıp içeriye girdi. Evin içinde sağa sola bakındı boştu. Yatak odasına baktığında yerde duran seyahat çantalarını fark etti. Şimdi biraz daha rahatlamıştı. Elvan gelmişti. Salona doğru geçti. Salonun ortasında sehpanın üzerindeki küçük not kâğıdını gördü. Rüyasını yaşıyordu. İçinden lütfen rüya gerçek olmasın diye geçirip, kâğıdı alıp okudu. Not kâğıdında;
(Canımın delisi ben geldim. Kısa süreliğine dışarıya çıkmam gerekiyordu. Sen otur keyfine bak geleceğim. Özledim seni) yazıyordu.
Mutfak tezgâhına doğru yürüdü. Kendisine bir kahve hazırlayıp salonda daha önceden geldiklerinde oturduğu koltuğuna geçip oturdu. Camdan dışarıyı izliyor, elinde kahvesi ve birde sigarasını yakmıştı. Düşünüyordu. İçinde garip duygular birbirine geçmiş savaş veriyordu. Şuan Elvan kapıyı çalsa, kapıyı açtığında ne diyecekti. Saatler geçiyordu. Taner kahvesini bitirmiş peş peşe sigara içiyordu. Bir ara kalkıp buzdolabına bakıp içecek bir şeyler aradı ama sadece su vardı. Koltuğa tekrar geçip beklemeye koyuldu. Eve geleli uzunca zaman olmuştu ve Elvan hala ortalıkta yoktu. Eve geldiğinde karnı aç olabilir diye düşündü ama evde yemek yapacak malzemeler yoktu. Aklından Elvan geldiğinde telefonla dışarıdan bir şeyler sipariş ederiz diye geçirdi. Koltukta oturmaktan sıkılmış, salondaki kanepeye uzanmıştı. Boş gözlerle, hiçbir şey düşünmeden boş gözlerle tavana bakıyordu. Aradan ne kadar zaman geçtiğinden habersiz kanepede uyuyup kalmıştı.
2. Bölüm
Şehir kalabalıklaşmaya başlamıştı. İnsanlar evlerinden çıkıp bir telaşla işlerine gitmek için koşturuyordu. Trafik yoğunlaşıyor ve gürültü çoğalıyordu. Şehir içine giden servis aracını kaçırdıklarından, trafiğe takılmamak için toplu taşımaya yöneldiler… Birbirlerine kaçamak bakışlar atıp, aralarında konuşmadan yürüyorlardı. Metro istasyonuna vardıklarında, turnikelerden geçip yürümeye devam ettiler. İlk gelen yeraltı trenine binip yolculuklarının ilk adımını attılar. Metro içinde birbirlerine bakıp gülümsüyorlardı.
Kulağına eğilip hiç değişmemişsin Elvan dedi.
—Sende öyle diye cevabını aldı. Bakışıp gülümsediler…
Gün geceye kollarını açmış, dışarıda yağan yağmurun sesi ve evin içinde birbirlerine özlemle bakan iki yürek… Şimdi tüm bekleyişler sona ermiş, aradan geçen uzun zamanın özlemi konuşulur olmuştu. Elvan kanepede Taner’in yanına oturmuş onu izliyordu.
—Nerelerdeydin Elvan. Bunca zaman kaybolup gittin ve sonrası bir gün küçük bir mesajla çıkıp geldin. Anlatacağın çok şey olmalı, seni dinliyorum…
Gözleri dolan Elvan, Taner’e sarılıp öpmek istedi ama hiç beklemediği bir tepkiyle geriye doğru itildi. Başını önüne eğdi. Gözlerinin pınarlarına hâkim olamıyordu. “Her şeyi anlatacağım sana canımın delisi ama böyle soğuk davranma bana” diyebildi kısık ve ağlamaklı ses tonuyla… Ayağa kalkıp, mutfağa doğru yürüdü. Taner duruşunu hiç bozmadan onun gidişini izledi. Elvan bir yandan gözyaşlarını silip, bir yandan hazırladığı yemekleri tabağa koyuyordu. Taner dayanamayıp ayağa kalkıp yanına doğru yürüyüp Elvan’a yardım etmeye başladı. Hiç konuşmuyorlardı. Hazırladıkları tabakları salonun ortasındaki sehpanın üzerine yerleştirmeye başladılar. Tüm tabaklar taşındıktan sonra Taner koltuğa geçip oturdu. Elvan buzdolabından rakı şişesini çıkartıp getirdi. Kadehleri doldururken Taner onu izliyordu. Şimdi tüm hazırlıklar tamamlanmış, Elvan karşı koltuğa geçip oturmuştu. Gözleri ağlamaktan kızarmış Taner’e bakıyordu. Taner sehpaya uzanıp rakı kadehini aldıktan sonra Elvan’a doğru uzattı; diğer kadehi havaya kaldırıp, “hoş geldin canımın güzeli, güzelliğine” diyerek bir dikişte bitirip sehpaya geri bıraktı. Elvan şaşırmış, elindeki kadehteki rakısından yudumlamış Taner’i izliyordu. Taner ikinci kadehi de doldurup “güzelliğine” diyerek yarısına kadar içip sehpaya bıraktıktan sonra Elvan’a bakıp “şimdi konuşabiliriz” diye söylendi…
Gece hüzün dolu, gece yağmurlu, gece sessiz sedasız bir mutluluğu fısıldıyordu kulaklarına bu kadar ayrı kaldıktan sonra birbirlerine… Taner Elvan’a sarılmış kokusunu içine çekiyordu. Kulağına “bunları daha sonra konuşuruz. Bu gece daha fazla seni üzmek istemiyorum” diye fısıldadı. Elvan başı Taner’in göğsünde hiş ses etmeden başını salladı… Evde buluştuklarından buyana o kadar saat geçmişken, ilk kez bu kadar yakınlaşmışlardı. Birbirlerine bakıp öpüşmeye başladılar. Yılların verdiği özlem dudaklarından dökülüyordu. Uzun süre sarılıp, öpüşüp, koklaştılar sonrası Taner koltuğuna geçip kadehini kaldırıp “İyi ki geldin canımın güzeli” diyerek içti. Elvan kadehi eline alıp “iyi ki geldim canımın delisi” diye karşılık verdi.
Gecenin üzerinden sis perdeleri kalkmış, evin içine hoş bir sohbet yayılmıştı. Taner Elvan’ın yokluğunda işyerinde ki görev pozisyonunun değişmesini ve üzerine daha çok sorumluluklar getirdiğini anlatıyor, araya onu çok özlediği zamanlarda nasılda keyifsiz olduğunu katıyordu. Elvan sessizce Taner’in anlattıklarını dinliyor, gözlerini ondan ayırmıyordu. Uzun süre Taner konuştu kadehlerin birisi boşalıyor diğeri doluyordu. Saatler su gibi akıp geçmiş, farkına bile varmamışlardı. Taner birden Elvan’a “ne kadar burada kalacaksın” diye sordu. Elvan “bilmiyorum” diye karşılık verdi. Aralarında sessizlik oldu. Sessizlik rakılarının bittiğinin anlaşılmasıyla bozuldu.
Elvan Taner’e “çantamda bir kaç şişe daha var çıkartalım mı” diye sordu. Taner “bu gecelik yeter canımın güzeli ama onları çantandan çıkart istersen” diye cevap verdi. Hem artık şu sofrayı da toparlayalım geç oldu diyerek ayağa kalkıp masa üzerindeki eşyaları mutfak tezgâhına taşımaya başladılar. Birlikte sofrayı toparladıktan sonra Elvan tabaklarda kalan yiyeceklerden bazılarını buzdolabına yerleştirirken, kalanları çöp torbasına atıyordu. Taner “ben duşa giriyorum” diye seslendi. Elvan gülümsedi. Üzerindekileri çıkartıp duşa giren Taner yıkanıp çıktığında karşısında Elvan’ı çıplak hınzır bir bekleyişle buldu. Sarılmak istedi ama Elvan “bende duş alacağım beklemelisin” diye gülümseyerek yanından kaçıp banyoya girdi. Taner gülümseyerek yatak odasına geçmişti. Az sonra Elvan havluya sarılmış ayakta karşısına dikilmiş ona bakıyordu. “Seni çok özledim gel yanıma” diye konuştu Taner. Elvan sesini çıkarmadan yatağa girmiş ve Taner’e “bende seni” diyerek sarıldı.
Yağmurlu bir sabaha gözlerini açan Taner yanında Elvan’ı göremeyince şaşırmıştı. Salondan sesler geliyordu. Elvan’ı uykudayken izlemek çok hoşuna gitmiş olsa bile, bu kez onu yakalayamamıştı. Bir süre yatakta sessizce bekledi. Sonrası içeriden “kalk artık uykucu kahvaltı hazır” sesiyle yerinden doğrulup kalktı. Salona geçtiğinde; çay demlenmiş ve kahvaltı sofrası hazırlanmıştı. “Her şey çok güzel görünüyor ama senin kadar güzel değil canımın güzeli günaydın yeni güne seninle birlikte” diyerek Elvan’ın yanına gidip yanağından öptü. Elvan gülümseyerek "Günaydın canım otur sofraya, çayları doldurup geliyorum" diye cevap verdi.
Kahvaltı sofrasında dün geceden hiç konuşmadan birbirlerine bakıp, hayatın getirip götürdükleri üzerine sohbet ediyorlardı. Elvan yurtdışında bulunduğu süre içinde; Taner’i nasıl özlediğini anlatıyordu. Uzun bir sohbet ve uzun süren bir kahvaltının ardından salonda koltuklarına geçip karşılıklı çaylarını içiyorlardı.
Taner söze “gözlerin eskisi gibi bakmıyor Elvan. Benden sakladığın bir şeyler var ve ne zaman anlatmaya başlayacaksın diye sabırla bekliyorum” başladı.
Taner şaşkın ev sahibi gelmiştir diye içinden düşünürken, Elvan hızlı adımlarla sanki gelenleri biliyormuş gibi kapıya doğru yürüdü. Kapıyı açtığında karşılarında Selim ve Sevda duruyordu.
Hoş geldiniz. Geçin içeriye sizi bekliyordum diye karşıladı…
Taner iyice şaşırmış, neler olduğuna bir anlam vermeye çalışıyordu. Selim ve Sevda gülümseyerek el ele içeriye girmişlerdi bile ve Elvan’ın geleceklerinden haberi vardı. Demek o yüzden saatine sıkça bakıyordu diye içinden düşündü…
Kızlar mutfak tezgâhına doğru giderlerken, Taner Selim’e “kutluyorum ikiniz adına çok sevindim” dedi ve telefonuna yazmış olduğu küçük bir şiiri okutmak için Selim’e uzattı.
Gözleri konuşuyordu
Susuyorduk
Kelimelerin eksikliğini
Gözleri dolduruyor
Taner sabah gözlerini açtığında Elvan yanında uyuyordu. Bir süre onu uykudayken izledi. Aklından onu kırmamak adına nelere katlandığını geçiriyordu. Şimdi onunla yurtdışına gidecekti ve bunun için hiç plan yapmamıştı. İşyerine gidip iznini uzatması gerekiyordu. Yataktan kalkıp mutfağa doğru geçti. Çayı demleyip, kahvaltıyı hazırlıyordu. Vakit öğlene yaklaşıyordu. Yatak odasına girip yatağın içine girip Elvan’a sarıldı. “Kalk artık canımın güzeli öğlen oldu yapacak çok işimiz var” diye kulağına fısıldayıp “boynundan öptü” Elvan tepki vermemişti. Biran şaşırmış ve Elvan’ı kendine doğru çevirmeye çalışırken dudaklarına yapışıp öpen Elvan “biraz daha kalsaydık yatakta ben şikâyetçi değilim” diyerek gülümsedi… “Aklından geçeni biliyorum ama şuan olmaz. Kalkmalıyız artık çay demleniyor, kahvaltımız hazır. Biran önce karnımızı doyurup gitmemiz gerekiyor” “nereye gideceğiz Taner” “Tabiî ki benim evime, yapacak işlerim var. Nikâh var ve hazırlık yapmalıyız. Haydi, çabuk kalkıyoruz.” Tamam, anladım” Yataktan kalkıp kahvaltını yaparlarken sessiz kalmış hiç konuşmamışlardı.
Elvan eşyalarını toparlamaya başlamıştı. Taner’in fazla eşyası olmadığı için toparlanması kolay olmuştu. Tüm eşyalarını toparlayıp evden ayrıldıktan sonra ev sahibine evin anahtarı bırakıp şimdi Taner'in evine doğru bir taksiye binip yola çıkmışlardı. Yolda giderken hiç konuşmadılar. Eve vardıklarında Taner evin yakınındaki marketten akşam için yiyecek bir şeyler almak için Elvan’a evin anahtarını verip "sen çık eve ben hemen geliyorum canımın güzeli" dedi. Elvan elinde çantası evden içeriye girdiğinde; aylarca kameradan izlediği evi görünce tuhaf bir duyguya kapılmıştı. Evin içi dağınıktı ama bunun pekte önemi yoktu. Aradan uzun zaman geçmemişti ve kapı çalınmış, Taner elinde birkaç torba yiyecekle gelmişti bile. İçeriye girdiğinde; "nereye gizlemiştin onu" diye sordu. Elvan gülümseyerek " boş ver canımın delisi ne önemi var ki" diye cevapladı. Gülüştüler.
Taner "haydi şu masanın üzerindeki fazlalıkları kaldıralım. Karnımız acıktı. Bir şeyler yiyip yarın neler yapacağız onu konuşmalıyız" diye konuştu. Masanın üzerindekileri toparlayıp, Taner'in aldığı kahvaltılık malzemeleri yerken bir yandan da sohbet ediyorlardı.
3. Bölüm
Sıcak kendini iyice göstermeye başlamıştı. Saat 09.30 olmuştu bile… Kiraladıkları pansiyona yürürken, sağda solda küçük marketler görünce; ellerindeki poşetlere bakıp gülümsediler. Pansiyona vardıklarında, ilk önce sahibini bulup evin anahtarını aldılar. Sonrası eve girmeden en yakındaki marketten, ağır olmasın diye almadıkları su ve benzeri ihtiyaçlarını temin ettiler. Akşam için güzel planları vardı ve bunun için yanına rakıyı eklemeyi unutmadılar… Evin içine girdiklerinde saat 10.00’ı geçmişti. Sıcaktan olsa yorulduklarını o an anladılar. Ellerindeki poşetleri yere bırakınca, o an göz göze geldiler.
Kollarını açıp, gözleriyle gel dedi. Sarılıp öpüştüler.
—Hoş geldin dedi.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!