Al yanağında âmâ bir bahtiyar,
Aşka baharlar sunmuş diyar.
Yüreğin kendine meğer ne uzak,
Uzaklar yüreğinde kendine tutsak.
Önce gözlerin vardı
Dağınık bir saç hulyası
Arasında gün uykusu
Bayram telaşı
Önce gözlerin vardı
Ne gayrısından servetim
Önümde bir ölüm
Nefes nefese gölgesi
Yolumda mahcubiyet,
Yolumda düşüm
Sanki zamana sıkışmış kalmış
Bir kulaç etmez gücüm
Oysa daha ne yağmurlar,
Ne çiçekler göğüs gerecekti,
İkimizden geriye,
İzimizi süren mâziye.
Oysa papatyalar güneşe,
Bir bir anlatacaktı hâyal şehrini.
Bilir misin ne zordur,
Uyanırken tomurcuklar yanına,
Bulutlar eşlik eder yurduna,
Köprüler dokunur kardelenlere,
Çocuklar yaldızlanırken göklere,
Ben yorgunum.
Özgür duvarlar içinden,
Yol verdi taşlar akınlara.
Kuruldu yoksul soframız,
Yangın iştahlı dağlara.
Başladık hayata yeniden,
Dal budak düğümler içinden.
Tan yerinin umuda açılan,
Her biri uhrevî kandille işlemeli,
Göklerin en sakin bekçisi,
Güvercinler ve sen...
Saçların bir sarmaşık gibi dağılırken,
Bir o yana, bir bu yana,
Doğmuşuz gibi yeniden güneşin çehresinde,
Üsküdar'da deniz kokulu şekerler ellerinde.
Günün henüz en koyu ve penceresiz köşesinde,
yaşlı bir banka emanet sırtımız,
İstanbul sanki parlamış gözlerinde.
Ah şu tomurcuk yanakların,
Pencerelerde bekleyen o sıcaklık,
Bilir misin ne demek bulutsuz akşamlar?
Erik dalları boşsa bugün,
Bugün hissedememişsen bihaber
Sana kesik yeller mi değer?
Dünün bugünü var,
Bilirim en çok çiçeklere yakıştırır
En çok çiçeklerde seversin renkleri
Dalıp gidersin kızıl entarili
Güne yorgun düşen zamana
Ve ben sana tutulduğumdan bu yana
Bir kor gibi dağların bağrında




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!