Sustu zaman,
Sustu ziynetiyle süslenen,
Cebimdeki kesik yeli,
Mahpus tavanların altında,
Hür kılan.
Karşımda buzdan örülmüş taş duvar,
Paslanmış prangalarda esaret,
Gözlerindeki hürriyet kadar.
Yanı başımda senden bir emanet,
Yanı başımda baktığın yıldızlar.
Mahçup, dargın ellerim
Anlamazlar, anlamadılar
Anlamalarını beklemedim
Ellerim dokunduğu yerde
Hüzünlü mevsimler çiziyor kaderine
Solgun, vurgun bir sokakta yürüyorum
Unutmak
Kimsesizlerin devrimi,
Unutmak,
Yüreğimde kanlı bir tırnak.
Taşı toprağı uykuda,
Günaydın.
Bir geceye daha uyandın.
Ay çoktan ısıtmış odanı.
Cıvıl cıvıl sessizlikler etrafta,
Sahi ne çok uyudun,
Ne rüyalar gördün ayakta !
Uzaklarda serseri çığlıkların havası,
Uzaklar şen, her külfete bir yalan yaması,
Ne gece olacak, ne sonbahar, ne dahası,
Ömür denen cevherin ne ucuzmuş pahası !
Ah şu nedamet ki, o namütenahi hasret.
Durdu gözlerime mıhlanmış zaman,
Durdu ateş, ardı arkası yok günümün.
Bağrında kaç geceyi sayıklayan,
Bir rüya unutuldu göklerde,
Bir rüya gibiydi her ân.
Çiğnedim göğsümu kaç vartada,
Boş kalan tabaklar pişmanlığa doymadan,
Kaç kaçabildiğince, temiz elbiseli çocukluğuna.
O günler, eski günler, gelemediğim o bahçeden,
Yeşili unutur gibi kaç, her rengin her tonuna.
Vurulmuş gibi bahar yüzüne
Açar bahçelerde gonca güller
Dalga dalga parlayan sesinde
Raks ederken bülbüller
Sorulmuş gibi tan yeri
Bil ki gidersen,
Uzanamaz ellerim,
Kırık penceremden.
Ki bilirsin,
Söz verdik bahara,
Karanlık tepelerden.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!