Bir masanın kenarında birikti o beyaz sayfalar.
İçi boş, kelimesiz ama deryalar kadar ağır.
Dokunsam parmak uçlarımdan dökülecek hüzün.
Sana yazılan ama sana hiç gitmeyecek olan,
Gönderilmemiş, boynu bükük mektuplarım var.
Zarfın kapağını her kapattığımda,
Bir hıçkırık daha mühürleniyor odanın o koyu sessizliğine.
İçinde tek bir harf yok, tek bir cümle yok belki.
Ama o her beyaz boşlukta,
İnce ince süzülmüş gözyaşlarım saklı.
Kâğıdın dokusuna sinmiş o eski sızı,
Sessizce eriyen bir ömrün en yalın izi.
Bakıyorum da bu bomboş kâğıtlara, bu kimsesiz satırlara.
Hiçbirinde ufacık bile bir umut yok.
Geleceğe dair tek bir ışık kırıntısı,
Geçmişten kalma bir teselli,
Ya da dünden ödünç alınmış bir tebessüm yok.
Her şey öylece donmuş, zaman durmuş gibi.
Kendi karanlığında kaybolmuş bir ruhun,
Aynadaki darmadağınık resmi bu.
Ne tuhaf.
Sana yazıyorum her birini.
Seni düşünerek açıyorum her gece o temiz sayfaları.
Ama bittiğinde, kalem elimden düştüğünde,
Ne sana dair bir adres var elimde,
Ne de beni sana ulaştıracak küçücük bir iz.
Söyle şimdi.
Hangi şehirdesin, hangi gökyüzünün altındasın?
Hangi sokağın solgun lambası vurur yüzüne?
Hangi hoyrat rüzgâr fısıldar adımı kulaklarına, bilmiyorum.
Sen pusulası kırılmış bir gemi gibi sislerin içindesin.
Bense bu köhne rıhtımda,
Elimde içi boş, pulları sararmış zarflarla bekleyen bir gölgeyim.
Müvekkili olduğum bu yalnızlık mahkemesinde,
Her gün aynı boş sayfaları baştan sona okuyorum.
Ve her gün aynı sessizliği yeniden imzalıyorum.
Anlatacak sözüm kalmadığından değil bu susuşum.
Hiçbir sözün, hiçbir çığlığın,
Seni bu iklime geri getirmeyeceğini bildiğimden.
Gözyaşlarım kâğıda damladıkça beliren o görünmez yazıda,
Sadece bir vazgeçişin,
Bir bitişin öyküsü saklı.
Adım adım eksilen bir hayatın,
Sessizce kabullenilmiş mağlubiyeti saklı.
O odanın duvarları şahittir ki,
Sana dair ne bir iz kaldı yürüdüğüm bu soğuk yollarda,
Ne de bir adres bıraktı kapımı çalan şu arsız sonbahar.
Her sokak başı sana çıkıyor sanmıştım oysa.
Her kapı çalınışında seni görecek gibi olmuştum.
Şimdi ne ayak izlerin var bu kaldırımlarda,
Ne de sesinin yankısı kaldı bu boş odalarda.
Yine de bu içi boş mektuplar,
Sana söyleyemediğim,
İçimde biriktikçe çürüyen,
En dürüst, en çıplak çığlıklarım benim.
İçimdeki yangını söndürmeyen,
Aksine her gece o külü yeniden savuran fırtınam benim.
Şimdi bir kenarda sessizce bekliyorlar.
Hiçbir postacının uğramayacağı o karanlık adreste.
Üzerine adın yazılmamış,
Pulu vurulmamış,
Yalnızca gözyaşlarıyla yıkanmış,
Hiç gitmeyecek,
Hiç okunmayacak mektuplarım var benim.
Sadece sana yazılan,
Ama senden hep gizlenen.
Yönsüz mektuplarım var.
Kayıt Tarihi : 24.07.2026 15:57:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.
Bazı mektuplar postaya verilmez. Çünkü bazen insan, ulaşmayacağını bildiği bir adrese değil; sadece içinde büyüyen sessizliğe yazar. Bu şiir, hiçbir zaman gönderilmeyecek ama bir ömür saklanacak duyguların izini taşıyor. Bahtiyar...




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!