Diller oturup ağlar hayatı anladıkça,
Uçurtmaların rengi siyahlaşır düşlerimin rengi soldukça,
Başımın üzerinde kartal gibi uçar cümleler,
Yaşam perdelerini kapar sahnesi biter oyuncuya,
Güreş tutuyor adeta yağmur, bütün damlalar mağlup
Rüzgarın şarkısını duyamaz insan
Klimt’ın tablosunu parçalıyor kalpteki tırnaklar
Destanları parçaladık yok olan dimağların üzerine
Sonra konuştuk, boş tarlada koşarcasına
Yaşlı bir dedenin asasındaki taşıdığı yükmüşüm
Kanadı yaralı bir güvercin gibi uçmuşum
Nasırlı elleri ile iş yapan kadınmışım
Bebeğinin ilk adımları gibi devrilip kalkmışım
(gözler)
Fezayı göster bana gözlerinin kanatlarıyla
Gözlerinin boy atar cansız semalarımda
Beni benzi sararan güneşin yeni ressamı
Mavi gökyüzünün neşeli boyacısı
Otuz sayfalık kısa öykünün sıcacık ayı
Bir aylık yürürlükte kalan yasanın en güzel hali
Hoş geldin,
Bir masa iki sandalye, yeryüzünü kıskandıran bir haldeyiz seninle
Gözlerimle yazıyorum gözlerine sanki hiçbir şey yitirmemişçesine
Buğday başağı zamanları soluduk, o sandalyedeki nefesimizle
Bir denize dökülen ırmaklar bile değiliz,
Sen başka denizin sularında boğulurken,
Ben siyahın sularında sana bakarak gömülüyorum.
Sesimi duysan nafile kolların ulaşamaz bende ki coğrafyaya...
Karabulutlar çöker yurduma yatağımdan taşarım..
Nefesim çırpınırken damlalarına ulaşma hayali ile akarım...
Yüreğimin düğümüydün sana mahkumdu gözlerim.
Senin gözlerine hapsolabilseydim eğer gülerdi kaderim.
Kendimi öldürdüm, ruhumun sanığıyım artık
Ziyandadır ömrüm hiç kalmadı bende mantık.
Meftunum ben bu yüreğimdeki zincire
İnsan kim?
Toprağı avuçlayan çamurunda günahı arayan mı?
Çiçekleri solurken baharı vuran mı?
Kaç sevda eder kalbimin cüssesinde taşıdığım aşk?
Adını söylerken içime neden kelebekler konar?
Çölün üzerinden yağmuru bekler gibi seni beklediğim aşikar
Görmez misin, kaç orduyu bakışım etti tarumar?




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!