Gözlerim ağırlaşıyor bu güneşin karanlığında
Oyunlarda domur domur alında biriken terleri olsun tüm çocukların
Gözyaşları nöbet tutmasın devriyeler bitirsin bu karanlıkları
Peki bu çelimsiz bakışlar nasıl görebilir çığlıkları
Her kirpiğimde bir ok, gözlerimin kapandığında saplanır içime
Kabuklarım acının kurşunuyla soyunur ruhum
Kabuklarım dökülür bigane rengimden aslına
Bir ben olurum, dirilirim benliğime
Kandiller erir nefesinin buğusuyla çöl olur denizler
Ah-u zarda intihar eder kelebekler
Açamaz güller hüzzamın makamıyla
Yeşertemedik biz bigane gönülleri acılarla
Zaman akarken o yuvarlak masa saatinden,
Bir kuruşluk anı varken ceplerimde,
Aç kapıyı!
O kıvırcık saçlı, elma sekeriyle kız çocuğu kapında...
Abdest alır tüm dünya bulutların kucaklaşmasından
Koşar dört nala hayat tebessümün alnından
Alt tarafı sobanın üzerindeki ekmekle mutlu olacaktık
Alt tarafı papatyalardan taçlar yapıp prenses olacaktık
Alt tarafı masumiyetin çizgisindeki çehremizle bakacaktık
Alt tarafı beş taşla avucumuzda hayatı yakalayacaktık….
Bir türkünün bam telinde hatırlarsın eski günleri,
Gözlerinin tellerinden süzülür damlalar,
Köşe başında beklediğin işte o an,
Eski bir takvim yaprağı bugüne konar.
Aşıklar yorulmaz
Cümlenin bütün öğeleri olsan da
Kanyonlardan geçse de yolların
İpi kopsa da balonlarının
Suni teneffüs varsa zamanlarının
Yine de aşıklar yorulmaz
Saçlarını topla saatin tüm vakitler senin yüzün
Rüzgarı azat et yeryüzünden, bakışların bana essin
Sen konuşuyordun, kanat izleri oluşuyordu gökyüzünde
Fiyakalı yaşamdır benim için aynada iki kişiyi görünce
Tarifsiz bir mevsimin harflerin tuzağındayım,
Kalbin bir kapan , anlarım bunu yüreğimin kırıklığından




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!