Yüreğimin rüzgarıyla haykırdım uçurumdan kendime
Bütün dallarım göç etmişti bedenimden
Bir kök kaldığımı bahar gelince anladım
Kelimelerim heyelana yakalanırken;
Örtülüyordu ve gündüzler yıkılıyordu gözlerimin içinde
Koro halinde söylenen şükür ilahilerini duyuyor musun?
Yani yağmurdan sonraki yeryüzünün minik notalarını
Köhne karanlık ya da nadas değil ruhun
Sadece bir fırça darbesiydi senin yaşadıkların
Sen Edward Munch'un Çığlığı olarak gördün tüm tabloyu
Unutabilseydim;
Güneşi okşayan şarabın dudaklarımdaki raksını
Gündüzün saçlarını nasıl canıma ördüğümü
Unutulmuşum!
Güneşle el ele olan dalım sensizliğinde kırıldı
Ne çok dallar vardı tutabildiğim halbuki
Sıkıca tek sardığım el senin elindi
İçimde ormanlar büyütürken
Cümleleri oyuyorum her hücresinde gözlerin aşikar
Kelimelerin kirpikleri birbirine değsin bundan ne çıkar
Kuşatır nazarında tenimde aşktan bir dağ
Dalın vedasıdır üstündeki bir gözyaşı
Müddetini dolduran bir an
Vadesi gelmiş bir kavuşma
Göremez gönlünün kesesinde baharı biriktirmeyen...
Sana bakışım bir heyelandır, beni darmadağın eden
Kuşandım gözlerini kadehimde kanımı içtim mütemadiyen
Akrebin gölgesinde kırıştı bak her zerrem
Tutuştu bak gökyüzü bulamadım hiçbir yerde merhem
Lobelya ben miydim sana bu şiirleri yazan
Sen miydin içimden kopan kelimeleri boynuma dolayan
Saatleri oyuyor zaman, akıyor kırmızı gözyaşımdan
Her harfinde çıldırasıya haykıran ben,
İpe vefasızlığı dizen sen
Sen gittiğinde gökyüzünün kucağında eridi zaman
Bardaktan boşalırcasına yağdı hüzün,
Sonra seni hatırladım, ışığı sönmüş ruhumda,
Bir yıldız çaldım geceden,
Anıların şekerini kattım karıştırdım ruhuma,
Özgür kelebek uçmak için rüzgarı bekler
Pencerenin önünde oturmuş nine oğlunun yolunu gözler
Dört nala koşan atlar destanının yazılması ister
Bir çocuk sadece gözyaşının akmamasını diler
Kuş yavrusuna azık bulmak için çok yer gezer
Çatlayan topraklar dört gözle yağmuru bekler




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!