Ne taht isterim, ne de şöhret tacı,
Yüreğimde yangın, gözlerimde acı.
Korkmam kimseden, ne silahtan, ne kılıçtan,
Bir canım var, o da Allah'tan.
Eyvah anam yok, yetim kaldım bu dünyada,
Karanlık sokaklarda kaybolmuş bir gölgeyim
Yaralı kalbimle, sessizce beklerim
Düşlerim paramparça, umutlarım solgun
Ama içimde bir ateş, yeniden doğmak zorunlu
Küllerimden doğarım, yeniden alevlenirim
Kentin kılcal damarlarından çekiliyor şehrin gürültüsü,
Sabahın çiğiyle gecenin isi birbirine teyellenmiş.
Sokak lambaları, gözlerine mil çekilmiş birer fener şimdi...
Ben yine o meçhul sapağın, o küf kokan duvarındayım;
Parmak uçlarımda sönmeye yüz tutmuş bir hınçla bekliyorum.
Küstüğümü Bilmesin
Dışarıda mevsimsiz bir rüzgâr, sokağın lambası can çekişiyor,
Bir efkâr birikmiş içimde, hıçkırsam şehir üstüme yıkılacak.
Duvara astığım o eski fotoğrafın köşesi bükülmüş yine;
Sanki o bile farkında bu sessiz gidişin, bu derin sızının.
Memo, Diyarbakır'ın dar sokaklarında büyümüş, hayatın acımasız yüzüyle çok erken tanışmıştı. Gözlerinde dinmeyen bir hüzün, yüreğinde ise derin bir sızı vardı. Aşkın açtığı yaralarla hayata küsmüş, perişan bir haldeydi. Sevdiği kadın onu terk etmiş, Memo'yu özlem, hasret ve sitem dolu bir yalnızlıkla baş başa bırakmıştı.
Geceleri Dicle Nehri'nin kıyısında oturur, yalnızlığıyla dertleşirdi. Kaygıları o denli büyüktü ki, sanki tüm dünyanın yükü omuzlarındaydı. Gözyaşları yanaklarından süzülürken, içindeki öfke ve derin aşk acısı onu adeta paramparça ediyordu.
Bir gece, Hevsel Bahçelerinde dolaşırken, eski bir ağacın altında bir not buldu. Notta şu sözler yazılıydı: "Umutsuzluğa kapılma Memo. Hayatın acımasız yüzüyle karşılaşmış olsan da, hala bir umut ışığı var. O ışığı bul ve yeniden doğ."
Bak dinle... Bu öyle alelade bir aşk hikayesi değil. Bu, kelimelerin nefesinin kesildiği, sözün o uçurum ağzında sustuğu yerde başlayan bir iç çekişidir.
Hani fırtına kopar da insan sığınacak bir saçak altı arar ya; işte sen benim o fırtınalı ömrümde sığındığım en kuytu, en namuslu limanımdın.
Kimselere fısıldayamadım ismini, sakladım.
Kuytu köşelerde, hüzünlü akşamlarda sadece kendi yüreğime söyledim.
Titrek alevi dans eder karanlıkta,
Her yanışında bir sevda hikâyesi anlatır,
Erirken damla damla, aşkla yanar mum,
Işığıyla yüreğime umut katar.
Sevginin sessiz tanığıdır o,
Gece, siyah pelerinini şehrin üstüne örttüğünde,
Zaman durur, hüzün susar, bir masal başlar yeniden.
Milyonlarca ekranın arkasında binbir hayat sönerken,
Bir ışık yanar en derinden, bir kapı açılır erkenden.
O kapının eşiğinde iki yürek bekler gelenleri;
Neden iyiler hep kaybeder bu hayatta, söyle?
Neden dürüstlük, sahtekarlara yenik düşer böyle?
Neden merhamet, acımasızlık karşısında susar, dinler?
Neden sevgi, nefretin gölgesinde kaybolur, siner?
Adalet nerede, hak nerede, vicdan şimdi nerede?
Hangi bozuk pusula şaşırttı da yönümüzü, o uçurumun kenarına getirdi bizi?
Söyle; hangi sessizlik daha ağır basardı, benim sana kurduğum o cümlelerden?
Bütün şehir uykuya teslim olmuşken, ben senin gölgeni beklerdim kapı eşiklerinde.
Şimdi o eşikler öksüz, şimdi o kapılar yüzüme kapalı.
Hangi hırsın esiri oldun da, o incecik dalı kırdın gövdemizden?




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!