Yüreğimin en ücra köşesinde, paslı bir çivi gibi söküp attım seni sonunda.
Şöyle bir dönüp bakıyorum da geride bıraktığım o yangın yerine; hani uğruna dünyaları karşıma aldığım, hani "o olmazsa nefes alamam" dediğim o boşluklara...
Meğer koca bir yalanın figüranıymışım, sahnede ışıklar sönünce anladım.
Bir ömrü feda etmek, bir gençliği şuursuzca harcamak, meğer hiç kimseye değemezmiş.
Bir akşamüstüydü;
gölgelerin uzayıp umutların kısaldığı o sessiz ve kimsesiz saatlerde başladı her şey.
Yıllardır sırtımda taşıdığım bu ağır, görünmez yükle,
nereye gideceğimi bilmeden yürüdüm durdum ıslak kaldırımlarda.
Ne gittiğim yönün bir anlamı kalmıştı artık benim için,
ne de ardımda bıraktığım o tozlu, yorgun yolların.
Yine bir akşamüstü, yine o kahrolası, o zifiri hüzün,
Diyarbakır sıcağında buz kesti, yarım kaldı yeminli gülüşün.
Haber geldi uzaktan, yüreğime paslı bir hançer gibi,
Sevdiğimi eller almış, sanki kıyametimin habercisi...
Bir namerdin sofrasına meze yapmışlar o gül yüzünü,
Şimdi kalkmış bana, masallardan kalma bir huzur vadediyorsunuz...
Geçin bunları efendiler, geçin!
Ben sizin o parlatılmış sahte cennetlerinizin,
Arka sokaklarında kaç gencin umudunu gömdüğünüzü biliyorum.
Kimin cebinde kimin eli var, hangi sofrada kimin eti yeniyor,
Hangi yalanın üzerine hangi makyaj sürülüyor;
Sana giden yolları kendi elimle çizdim,
Aşkın deryasında ben, bilmeden sessiz yüzdüm.
Şimdi bir enkaz gibi, şu ömrümü ben dizdim,
Ben herkese küstüm, en çok ben olan bana küstüm.
Gözlerine bakarken, cenneti görürdüm ben,
Dışarıda hayat bildiğin gibi akıp gidiyor; telaşlı, yorucu ve kendi halinde,
Ama benim sol yanımda dinmeyen bir sızı var, aklım fikrim o hastane köşesinde.
O beyaz odanın soğuk duvarlarına inat, bil ki yalnız değilsin bu amansız savaşta,
Ablanın yüreği seninle atar yeşil gözlüm, sen benim içimde bitmeyen en derin nefessin.
Biz seninle ne fırtınalar atlattık, ne acıları omuz omuza verip içimizde susturduk,
Birimizin canı yansa, diğerimiz kan ağlar ama hayata karşı yine de dimdik dururduk.
Zamanı geriye sarmak mümkün olsaydı eğer, o son cümlenin boğazımdan yırtılarak çıkmasına izin verir miydim, bilmiyorum.
İnsan nefes alamayacağını bile bile kendi elleriyle örer miymiş meğer ayrılığın duvarlarını? Örürmüş.
Ama bu duvarın tuğlalarını tek başıma dizmedim ben; sen arkana bakmadan giderken, harcını kendi ellerinle kardın.
Aslında bu ayrılık benim değil, tamamen senin seçimdi; senin gizli ajandandı, senin arzundu.
Gurur denilen o soğuk kuleye çekilip kapıları ardımdan sertçe kapattığımda, kazandığımı sanmıştım.
Yine gecenin o lanet üçü…
Yalnızlık denilen o meret, soğuk nefesini tam enseme üflüyor yine.
Zaman akmıyor sanki;
duvardaki saatin yelkovanı her ilerlediğinde sensizliğin o sağır edici,
o yırtıcı sessizliği vuruyor şakaklarıma.
Kaçıncı gece oldu bu, vallah saymayı bıraktım.
Sevdanın girdabında kaybolduğum bu şehirden ben,
İşte gidiyorum, sana kalsın bu diyar, bil ki sen.
Yazı da kışı da, anılarla dolu bu diyarı bırakıp,
İşte gidiyorum, ruhum firar ediyor artık, yanıp.
Sana olan sevgimi, bir ömür feda ederek yola,
İşte gidiyorum...
Ardımda bırakılan o harabelere,
o yıkık dökük güvenlere bir kez bile dönüp bakmadan.
Gözlerimde binlerce hayal kırıklığının keskin tortusu,
cebimde ise size harcarken bozuk para gibi harcadığım
o koskoca, o geri gelmez ömürle...




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!