Bak işte, perde iniyor sessizce...
Işıklar sönüyor, sokak lambaları son kez göz kırpıyor bana.
Cebimde biriktirdiğim onca kavga,
Dilimin ucunda yarım kalmış onca küfürle gidiyorum.
Üstelik mevsim de tam vaktinde;
Hani o sevmediğim, içimi üşüten gri yağmurlar var ya, tam da öyle...
Sevgili dünyalılar, henüz nefes alıp veren canlar,
Size bu satırları, mutlak sessizliğin ve sonsuz bekleyişin hüküm sürdüğü yerden yazıyorum. Ben de dün sizin gibiydim; hırslarım, arzularım vardı. Ama benim dünyamın rengi biraz daha farklıydı. Benim dünyam, çileyle yoğrulmuş, dertle beslenmiş, yalnızlıkla sınanmış bir ömürdü. Şimdi, bedenim toprağın soğuk kollarında dinlenirken, ruhum bu engin boşlukta, yaşadıklarımı ve yaşayamadıklarımı, bana yapılanları ve bana yapılmayanları bir bir gözden geçiriyor. Ve inanın bana, bu muhasebe, dünyadaki en zorlu sınavdan bile ağır.
Ne çok yorulmuşum, insanlardan ne çok çektim bilemezsiniz. Derdimi, çilemi kimseyle paylaşamadım, paylaşsam da anlayan olmadı. Yaralarımı sardığımı zannettiklerim, daha da derinleştirdi her bir kesiği. Aşk dedik, sevgi dedik, ama en çok sevdiğimiz yarı yolda bıraktı, elimizden tutmadı. Uğruna yüzümden akan yaşı bile kuruturcasına inandık. Dostluk dedik, ama en büyük hançer en güvendiğimizden geldi. Annem, babam, kardeşlerim, çocuklarım, akrabalarım, arkadaşlarım… En zor anımda, en dar günümde, birer birer sırt çevirdiler bana. Kimsem kalmadı sandığımda, anladım ki ailem dahi beni yalnız bırakmış. Bir başıma kaldım bu koca dünyada, dertlerle boğuşa boğuşa, kimsesizliğin acısıyla kıvrana kıvrana. Sanırdım ki bu bağlar beni bir ömür ayakta tutacak, en azından bir dayanağım olacak. Şimdi görüyorum ki, hiçbir şey değmezmiş! Vefa da bu dünyanın gelip geçici bir yanılsamasıymış. Beden toprakla buluştuğunda, tüm o yoğun bağlar dahi zamanla inceliyor, kopuyor. Tıpkı mezara girdiğimde tek başıma kaldığım gibi. Adınız anılsa bile, o ilk günkü gözyaşları kuruyor, anılar soluklaşıyor. Unutulmak, buradaki en keskin hançerlerden biri. O çok değer verdiğimiz "ben" ve "benim olan" kavramları, burada zerre kadar değer taşımıyor.
Yapılan kötülükler… Ah, o küçük, önemsiz sandığımız kötülükler! Benim yaşadıklarımın yanında belki de devede kulak kalır. Ama şimdi görüyorum ki, insanları inciten her eylem, o kişinin vicdanında birer kor gibi yanıyor burada. Bana yaşatılan her acı, her haksızlık, beni yalnız bırakan her bir el, burada, ruhumun aynasında, çıplak bir gerçeklikle karşıma çıkıyor.
Pişmanlıklar… O denli büyük, Keşke kendimi bu kadar harap etmeseydim bu kadar yalan dünya için. Burada, anlıyorum ki, bu dünyanın tüm parası, şöhreti, makamı, unvanı, burada bir toz zerresi kadar bile değer taşımıyor. Yanımda getirdiğim tek sermaye, vicdanımda yankılanan iyiliklerim ve sırtımdaki günahlarım. Kimseye bir faydası olmayan,
Otogarın soğuk bankları, tanıdık yüzler dolu,
Her biri bir yolculuk, bir hikaye gizler, bulur yolu.
Gözlerim seni arar, kalbimde bir heyecan büyür bir an,
Dakikalar saat gibi, zaman geçmek bilmez, ey can.
Anonslar yankılanır, her ses bir umut ışığıdır sanki,
Bir zamanlar, gözlerin denizinde kaybolmuştum,
Her dalgasında, aşkın en derinlerine dalmıştım.
Ellerin, ellerimde bir güven limanıydı,
Sözlerin, kalbime yazılan bir aşk destanıydı.
Oysa ki seni çok sevmiştim, delicesine,
Demir Parmaklıklar Ardında Özgürlük
Demir parmaklıklar, soğuk duvarlar,
Ruhlar sıkışmış, umutlar yaralı.
Dışarıda özgürlük, kanat çırparken,
Mahkum yürekler, hasretle ağlar.
Sen, hayatıma doğan bir güneş gibi, karanlık gecem aydınlanır,
Varlığınla dünyam değişir, her anım seninle anlam kazanır.
Sen benim ruhumun ikizi, kalbimin gerçek sahibi, can yoldaşımsın,
Ömrümün en büyük anlamı, sonsuz bir aşkın yoldaşısın.
Seni ilk gördüğüm an, sanki durdu tüm zamanlar,
Demir gölgeler parçalanır, iç benlikler uyanır,
Arzuların koru, kalpleri kavurur.
Sınırlar silinir, zihinler yükselir,
Ruhun yankısıyla, evren coşar.
Her soluk bir kıvılcım, her devinim bir destan,
Anlat anne;
Şakağımdaki bu sızı, hangi vuslatın yarım kalmış borcu?
Yüzümdeki her derin yarıkta, sahipsiz bir kışın ayazı pusuda.
Ben aynalara her dokunduğumda, parmak uçlarımda birer yıldız sönüyor.
Anladım ki beklemek;
Kırık camlar üzerinde yalınayak menzile yürümekmiş.
Zemin ayağının altından çekildiğinde anlarsın;
Gökten zembille inen dostlukların aslında birer illüzyon olduğunu.
Alkış sesleri çekilince kulaklarından,
Sadece kendi nefesinin hırıltısı kalır baş ucunda.
Adın unutulur, hükmün silinir, varlığın bir yük olur omuzlara;
Sakın tökezleme.
Her gece rüyalarımda olup beni uyutmayan,
Kalbimin sana ait olduğunu haykırmak için geldim.
Ey sevdanın girdabında kaybolduğum,
Seni ne kadar çok sevdiğimi anlatmak için geldim.
Yüreğimize umut tohumları ekilsin, yeşersin diye geldim.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!