Demir gölgeler parçalanır, iç benlikler uyanır,
Arzuların koru, kalpleri kavurur.
Sınırlar silinir, zihinler yükselir,
Ruhun yankısıyla, evren coşar.
Her soluk bir kıvılcım, her devinim bir destan,
Anlat anne;
Şakağımdaki bu sızı, hangi vuslatın yarım kalmış borcu?
Yüzümdeki her derin yarıkta, sahipsiz bir kışın ayazı pusuda.
Ben aynalara her dokunduğumda, parmak uçlarımda birer yıldız sönüyor.
Anladım ki beklemek;
Kırık camlar üzerinde yalınayak menzile yürümekmiş.
Zemin ayağının altından çekildiğinde anlarsın;
Gökten zembille inen dostlukların aslında birer illüzyon olduğunu.
Alkış sesleri çekilince kulaklarından,
Sadece kendi nefesinin hırıltısı kalır baş ucunda.
Adın unutulur, hükmün silinir, varlığın bir yük olur omuzlara;
Sakın tökezleme.
Her gece rüyalarımda olup beni uyutmayan,
Kalbimin sana ait olduğunu haykırmak için geldim.
Ey sevdanın girdabında kaybolduğum,
Seni ne kadar çok sevdiğimi anlatmak için geldim.
Yüreğimize umut tohumları ekilsin, yeşersin diye geldim.
Gözlerin, karanlığın en derin tonu,
Çilelerin izi, hasretin acı sonu.
Yalnızlığın koynunda, yıllarca uzakta,
Acının, öfkenin, korkunun gölgesiydi bakışında.
Gecenin dipsiz kuyusundan mı çaldın karasını?
SEN BENİM MUCİZEMSİN
Bir mucize beklemek, enkazın altında nefes almak gibidir bazen,
Hani o hiç çıkmayacak sanılan güneşin, çatlaklardan sızan ilk huzmesi gibi.
Seni sevmek, bir dağın zirvesine çıplak ayakla tırmanıp,
Kendi sesini rüzgarda yankılatmak kadar ağır, bir o kadar da hürmetli.
Ben bu ömrü, takvimlerden düşen yaprakların hüzünlü hışırtısına değil,
Sanki ben bir rüyaya ansızın uyanmıştım,
Gözlerinde yitik bir cennet şafağı bulmuştum.
Tatlı sözlerin ömrüme kutsal can suyuydu.
Varlığın bana verilmiş en güzel ödüldü,
Sen benim canıma candın, biricik sevdamdın,
Gittiğin yollarda hala seni arar gözlerim,
Dilimde mühürlendi sana dair o son sözlerim.
Yastığımın kıvrımında hapsolup kaldı o eşsiz kokun,
Ruhuma dokunur hala o en son dokunuşun.
Hangi rüzgar esse nefesini bana getirir sanırım,
Ben bu evde sadece senin hatıranla yanarım.
Gönlümün eşiğine ilk bastığın o gün başladı masalım,
Seni bir emanet gibi, bir kutsal yemin gibi taşıdım solumda.
Gözlerine bakarken dünyayı dışarıda bıraktım,
Seni her şeyden, herkesten, hatta kendimden sakındım.
Ben seni sokağın kör karanlığında değil,
Yine gece yarısı, hasretinle kavrulmuş bu can,
Özlem kokusu sarmış dört bir yanımı her an.
Duygularım esir alınmış, ruhum prangalı,
Gönül mahkûmuyum sana, vurgun düşmüşüm ey can.
Sevdanın girdabında, çaresiz bir bekleyiş bu,




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!