Sükutun Kadını Şiiri - Pınar Alkan

Pınar Alkan
42

ŞİİR


4

TAKİPÇİ

Sükutun Kadını

O kadın sükutun en asil halini taşırdı.
İçi yangın yerine dönse bile yüzünden vakar eksik olmazdı.
Çünkü acılarını vitrine sermeyi kendine yediremezdi.
Çünkü derdini anlatmakla dinmeyeceğine dair inancı vardı.

Gözünden defalarca düştü.
İtildi.
Yalnız kaldı.
Anlaşılmadı.
Gecelerce yastığına konuştu.
Ama secde dışında hiçbir kapının önünde boynunu bükmedi.
Dağıldığı odada yeniden toplandı.
Parçalandığı yerde yeniden doğdu.
Bunu kimse görmedi.
Bunu kimse bilmedi.

Etrafındakiler ona hep güçlü dedi.
Omzundaki yükü tartamadılar.
Sırtında taşıdığı dünyanın ağırlığını ölçemediler.
Yorgunluğunu belli etmedi.
Kırgınlığını belli etmedi.
Çünkü asaleti buna izin vermezdi.
Çünkü suskunluk onun zırhıydı.
Çünkü sessizlik onun en gür sesiydi.

Bazı sabahlar aynanın karşısına uzun dikildi.
Yorgun gözlerinin derinine baktı.
Altındaki morluklara dokundu.
Sonra derin bir nefes aldı.
Saçlarını topladı.
Rujunu sürdü.
Çatlak dudaklarına bile tebessüm yerleştirdi.
Çıkıp gitti.
Hayat devam ediyordu çünkü.
Kadın olmak bunu gerektiriyordu.

Bazı geceler uyumadı.
Tavanla konuştu.
Yıldızlara dert yandı.
Sonra secdeye kapandı.
Ağlamadı.
Sadece fısıldadı.
"Sen görüyorsun ya Rabbi. Başka kimseye ihtiyacım yok."

Anlatsaydı boşuna olacaktı.
Dökülseydi toparlanamayacaktı.
O yüzden sustu.
Suskunluğu duvarlara çarptı geri geldi.
Suskunluğu gecenin üçünde tavanı deldi.
Ama duyan tek bir kulak vardı: Allah.

Zaman geldi.
Üstüne fırtınalar koptu.
Sarsıldı.
Ama savrulmadı.
Sözler canını dağladı.
Büküldü.
Ama kırılmadı.
Çünkü kökleri toprağın en derinindeydi.
Çünkü dayanağı sabırdı.
Çünkü sığınağı duaydı.

Bir gün anladı.
Kimse gelmeyecekti.
Kimse kurtarmayacaktı.
O yüzden kendi elinden tuttu.
Kendi yarasını kendi sardı.
O gün büyüdü.
O gün asilleşti.

Uzun bir kışın ardından bahar geldi.
Gözündeki yaş kurudu.
Yüzüne yeniden ağır bir vakar oturdu.
Adımları yavaşladı.
Sırtı dimdik oldu.
Yalnız yürüdü.
Ama başı göğe değecek kadar dik yürüdü.
Artık kimseye kendini anlatmak zorunda değildi.
Artık kimseyi ikna etmek zorunda değildi.
Çünkü kendini bulmuştu.

İşte o kadın oydu.
Sükutu çın çın duyulurdu.
Gözyaşı iz bırakırdı.
Yıkılmazdı.
Çünkü adı belliydi.
Çünkü mayası belliydi.
Asil Kadın.

Ey kalpleri evirip çeviren,
o kadının kalbine sabır ver.
Kırılan yerlerini merhametinle sar.
Yalnız yürüdüğü yolları nurunla aydınlat.
Çünkü o, sükutuyla sınav verdi.
Çünkü o, gözyaşıyla dua etti.
Çünkü o, senden gayrısına boyun eğmedi...✒️🥀😌

Pınar Alkan
Kayıt Tarihi : 17.07.2026 01:48:00
Yıldız Yıldız Yıldız Yıldız Yıldız Şiiri Değerlendir
Hikayesi:


Pınar 42 yaşındaydı. Küçüklüğünden beri yazan bir ruha sahipti. Defter, kalem... onlar onun ilk oyuncağıydı. Uyku nedir bilmezdi. Ve şimdi üç çocuğu vardı. En küçüğü 10 yaşındaydı. Ve bitmek bilmeyen ev işleri vardı. Sabah 05.30. Kahvaltı, beslenme, çamaşır, bulaşık. Okul, pazar, yemek, ütü. Akşam 10.00. Herkes yattı. Ev yine dağıldı. Yarın yine aynı. Gece 12.00’de mutfak masasına oturdu. Masada hep aynı mürekkep lekesi vardı. Her gece oraya imzasını atar gibi oturdu. Lambanın ışığında yazdı. Gözleri yandı, sırtı ağrıdı. Ama kalemi bırakmadı. Çünkü uyumak lüksü yoktu. Çünkü yazmak nefes almaktı. On yıldır çekmecede bir defter vardı. İçinde yarım kalmış bir roman. Küçükken yazdığı şiirlerin devamı gibiydi. "Benim sesim bu." diyordu. Ama ev ahalisi duymadı. "Ne bu gece yazılar?" dedi eşi. "Boş işler." dedi kayınvalidesi. "Anne, bana su." dedi çocuk. Pınar kalktı, su verdi, bulaşığı yıkadı. Geri oturdu, yazmaya devam etti. Kimse görmedi. Kimse bilmedi. Yazma dilinin ne ifade ettiğini bilmeyen yürekler vardı. Aile baskısı vardı. "Saygı duydum." dedi Pınar. Ama vardı. Bazen yorgunluktan kalemi düştü. Bazen "Yapamayacağım." dedi. Ama ertesi sabah yine aynı saatte kalktı. Ama secde dışında hiçbir kapının önünde boynunu bükmedi. "Sen görüyorsun ya Rabbi." diye fısıldadı. "Uyku nedir bilmeyen bu kuluna güç ver. Bitmek bilmeyen işlerin arasında bana bir saat ver. Küçüklüğünden beri verdiğin o yazma hevesini öldürme." 42 yaşına geldiğinde roman bitti. 400 sayfa. Gece çalınan saatlerle. Göndermedi. Çünkü biliyordu, ilk red evden gelecekti. Defteri çekmeceye koydu. Üstüne temiz bir örtü örttü. Ağlamadı. Aynaya baktı, saçını topladı. Ertesi sabah yine 05.30’da kalktı. Kitap çıkmadı. Ama Pınar çıktı. Küçüklüğünden beri taşıdığı o ruhu öldürmedi. Uyku nedir bilmeden savaştı. Bitmek bilmeyen işlerin arasında tükenmedi. Dağıldığı yerde toplandı. Parçalandığı yerde doğdu. Şimdi ona Sükutun Kadını diyorlar. Çünkü bağırmadı. Çünkü şikâyet etmedi. Çünkü en gür sesi sessizliğiydi. Çünkü evin içinde savaştı ve yenilmedi. Çünkü 42 yaşında kendi baharını kendi getirdi. Kimse alkışlamadı. O yine de yürüdü. Ve o kadın oydu. Sırtı dik, adımları yavaş, gözlerinde fırtına, dilinde dua. Yıkılmadı. Çünkü sığınağı secdeydi. Çünkü kökleri sabırdı. Sükutun Kadını.

Yorumunuz 5 dakika içinde sitede görüntülenecektir.

Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!