Şükrullah Yavuzer Şiirleri - Şair Şükrul ...

Şükrullah Yavuzer

Gecenin gözlerine bile
Uyku ağır gelir,
Bir güvercin kanadından vurulur.
Hıra dağında doğan güneş,
Aydınlatır çağlar ötesini.
Furkan tüm zamanlara,

Devamını Oku
Şükrullah Yavuzer



Nawé destgirtiya mın Asmine
Porroje çaw şine
Gerden xal u nişane
Ser panibılinda dımeşine

Devamını Oku
Şükrullah Yavuzer

Gelsen çok uzaklardan
Sarılsan
Kolların dolansa boynuma
Nefessiz kalsam
Nefesim de sen olsan
Gözlerim gözlerine odaklansa

Devamını Oku
Şükrullah Yavuzer

Bugün bir kuş uçtu,
Can kafesinden,
Veda etti hayata.
Tüm sevenleri,
Eş dost akraba,
Kendi elleriyle,

Devamını Oku
Şükrullah Yavuzer


“Tayin işlemlerim tamamlandı. Bu şehirden taşınıyoruz. Yeni bir şehir, yeni bir çevre… Belki bir süreliğine bize ağır gelecek. Doğup büyüdüğümüz bu topraklardan kopmak kolay olmayacak, biliyorum. Görev icabı gitmek zorundayız. Allah hakkımızda hayırlı olanı nasip eylesin.”
“Âmin Ya Rabbi… Peki, ne zaman ayrılacağız buradan?”
“Eylülden önce, yani okullar açılmadan; çocuklar okullarından geri kalmasınlar. Artık yavaş yavaş taşınma hazırlıklarına başlamamız lazım.”
Babam ve annemin bu konuşmalarına istemeden kulak misafiri olmuştum. O an içime serin bir gölge çökmüştü. Evin duvarları sanki daralmış, havası incelmişti. Okulumdan, arkadaşlarımdan ve bu şehirden ayrılacaktım. Her sokağında, toprağında, taşında hatıralarımın olduğu şehir… Bir insan hatıralarını geride bırakabilir miydi? Arkadaşlarım gözlerimin önünden bir film şeridi gibi geçti. Her birinin sesi, gülüşü; duruşu gözlerimde canlandı. Hele öğretmenlerim. Onları bu kadar içselleştirmişken nasıl bırakabilirdim…
Yeni bir şehir, yeni bir okul; yeni yüzler… İnsan alışkanlıklarından vazgeçebilir miydi? Kendimi bir balık gibi düşündüm; bu şehir de benim denizimdi. Bu şehirden ayrılmak, denizden çıkarılmış; oksijensiz kalmış bir balığın çırpınışı gibi geldi bana… Bu düşüncelerle yorgun bir hüzne sarılarak uykuya daldım.

Devamını Oku
Şükrullah Yavuzer

Sonbaharın sarıya çalan ışıkları, şehrin eski taş binalarının yüzüne yorgun bir akşam hüznü serpiyordu. Kaldırımlarda biriken kuru yapraklar, insanların telaşlı adımları altında ezilirken ince bir hışırtı bırakıyordu geriye. O gün bir eğitimci olmam hasebi ile belediyenin işçi alım mülakat komisyon başkanlığını yapmak üzere belediye binasına gittim. Mülakat salonunda tüm komisyon üyeleri yerini almış hazır bekliyorlardı. İş görüşmeleri için onlarca genç, belediyenin önünde sıraya dizilmişti. Her yüz başka bir hikâye taşıyordu; kimisinin gözlerinde umut, kimisinin bakışlarında korku, kimisinin dudaklarında ezberlenmiş cümleler vardı.
Ben ise mülakat salonunun geniş camından dışarıyı izliyordum. Yağmur yağmaya hazırlanıyordu. Gökyüzü, içine attığı bütün sıkıntıları birazdan şehrin üzerine boşaltacakmış gibi ağırdı.
Kapı hafifçe tıklandı.
“Girebilir miyim efendim?” dedi genç bir ses.
Başımı kaldırdım.
İçeriye yirmili yaşlarının başında bir delikanlı girdi. Üzerindeki elbiseler eskimişti ama tertemizdi. Ayakkabıları yeni değildi. İnsan bazen birinin yoksulluğunu değil, o yoksulluğa rağmen gösterdiği emeği görür. İşte o gençte tam da bu vardı.

Devamını Oku
Şükrullah Yavuzer

Yorgun, semaha duran güneş, 
‎Firuze akşamların serin demlerinde.
‎Dilimde yağmurlu, solgun kelimeler,
‎Sonbahar, hüzün yurdudur belki de.
‎Şiirler yazmak isterdim bahara eş
‎Kavs-ı kuzeh renklerinde,

Devamını Oku
Şükrullah Yavuzer



Bu sabah içimde
Bir yürüyüşe çıktım
ta çocukluğumun
sokaklarına indim

Devamını Oku
Şükrullah Yavuzer

Kanatları ateşten
Kelebeğin rüyası ,
Sıra sıra  gelincik tarlası,
Bal yapamazki  eşek arısı.
Islık çalıyor,
Bilinmeyen bir makamda

Devamını Oku