Nawé destgirtiya mın Asmine
Porroje çaw şine
Gerden xal u nişane
Ser panibılinda dımeşine
Gelsen çok uzaklardan
Sarılsan
Kolların dolansa boynuma
Nefessiz kalsam
Nefesim de sen olsan
Gözlerim gözlerine odaklansa
Bugün bir kuş uçtu,
Can kafesinden,
Veda etti hayata.
Tüm sevenleri,
Eş dost akraba,
Kendi elleriyle,
“Tayin işlemlerim tamamlandı. Bu şehirden taşınıyoruz. Yeni bir şehir, yeni bir çevre… Belki bir süreliğine bize ağır gelecek. Doğup büyüdüğümüz bu topraklardan kopmak kolay olmayacak, biliyorum. Görev icabı gitmek zorundayız. Allah hakkımızda hayırlı olanı nasip eylesin.”
“Âmin Ya Rabbi… Peki, ne zaman ayrılacağız buradan?”
“Eylülden önce, yani okullar açılmadan; çocuklar okullarından geri kalmasınlar. Artık yavaş yavaş taşınma hazırlıklarına başlamamız lazım.”
Babam ve annemin bu konuşmalarına istemeden kulak misafiri olmuştum. O an içime serin bir gölge çökmüştü. Evin duvarları sanki daralmış, havası incelmişti. Okulumdan, arkadaşlarımdan ve bu şehirden ayrılacaktım. Her sokağında, toprağında, taşında hatıralarımın olduğu şehir… Bir insan hatıralarını geride bırakabilir miydi? Arkadaşlarım gözlerimin önünden bir film şeridi gibi geçti. Her birinin sesi, gülüşü; duruşu gözlerimde canlandı. Hele öğretmenlerim. Onları bu kadar içselleştirmişken nasıl bırakabilirdim…
Yeni bir şehir, yeni bir okul; yeni yüzler… İnsan alışkanlıklarından vazgeçebilir miydi? Kendimi bir balık gibi düşündüm; bu şehir de benim denizimdi. Bu şehirden ayrılmak, denizden çıkarılmış; oksijensiz kalmış bir balığın çırpınışı gibi geldi bana… Bu düşüncelerle yorgun bir hüzne sarılarak uykuya daldım.
Sonbaharın sarıya çalan ışıkları, şehrin eski taş binalarının yüzüne yorgun bir akşam hüznü serpiyordu. Kaldırımlarda biriken kuru yapraklar, insanların telaşlı adımları altında ezilirken ince bir hışırtı bırakıyordu geriye. O gün bir eğitimci olmam hasebi ile belediyenin işçi alım mülakat komisyon başkanlığını yapmak üzere belediye binasına gittim. Mülakat salonunda tüm komisyon üyeleri yerini almış hazır bekliyorlardı. İş görüşmeleri için onlarca genç, belediyenin önünde sıraya dizilmişti. Her yüz başka bir hikâye taşıyordu; kimisinin gözlerinde umut, kimisinin bakışlarında korku, kimisinin dudaklarında ezberlenmiş cümleler vardı.
Ben ise mülakat salonunun geniş camından dışarıyı izliyordum. Yağmur yağmaya hazırlanıyordu. Gökyüzü, içine attığı bütün sıkıntıları birazdan şehrin üzerine boşaltacakmış gibi ağırdı.
Kapı hafifçe tıklandı.
“Girebilir miyim efendim?” dedi genç bir ses.
Başımı kaldırdım.
İçeriye yirmili yaşlarının başında bir delikanlı girdi. Üzerindeki elbiseler eskimişti ama tertemizdi. Ayakkabıları yeni değildi. İnsan bazen birinin yoksulluğunu değil, o yoksulluğa rağmen gösterdiği emeği görür. İşte o gençte tam da bu vardı.
Yorgun, semaha duran güneş,
Firuze akşamların serin demlerinde.
Dilimde yağmurlu, solgun kelimeler,
Sonbahar, hüzün yurdudur belki de.
Şiirler yazmak isterdim bahara eş
Kavs-ı kuzeh renklerinde,
Bu sabah içimde
Bir yürüyüşe çıktım
ta çocukluğumun
sokaklarına indim
Kanatları ateşten
Kelebeğin rüyası ,
Sıra sıra gelincik tarlası,
Bal yapamazki eşek arısı.
Islık çalıyor,
Bilinmeyen bir makamda
İlişkilerde "Cephe" Seçimi
İnsan ömrü, doğası gereği inişli çıkışlı bir yolculuktur. Bu yolculukta yanımıza aldığımız yol arkadaşı, sadece günümüzü değil, karakterimizin ve geleceğimizin rengini de belirler. İlişkileri tanımlarken kullanılan o kadim ayrım, aslında sevginin de ötesinde, iki insanın bir "ekip" olup olamadığını sorgular: Hayata karşı omuz omuza duranlar mı, yoksa hayatın karmaşası içinde birbirine cephe alanlar mı?
1. "Biz" Olmanın Gücü: Hayatla Mücadele Edenler
Birinci gruptaki çiftler için ilişki, bir sığınak değil, bir güç birliğidir. Onlar için dış dünya; ekonomik sıkıntılar, kariyer kaygıları, toplumsal beklentiler veya ani krizlerle dolu, aşılması gereken engebeli bir arazidir. Ancak onlar bu araziyi tek başlarına geçmeye çalışmazlar.
Bu çiftlerin sırrı "biz" bilincidir. Bir sorun kapıyı çaldığında, birbirlerinin gözlerine bakarak "Bu sorunla nasıl başa çıkarız?" diye sorarlar. Birbirlerini yargılamaz, birbirlerini suçlamazlar. Aksine, partnerinin zayıf olduğu yerde diğeri güç olur; birinin yorulduğu yerde diğeri bayrağı devralır. Onlar için hayat, yenilmesi gereken bir düşman değil; birlikte keşfedilmesi, düzeltilmesi ve üzerine inşa edilmesi gereken bir yapıdır. Bu çiftler, zorlukların arasında bile birbirlerine şefkatle tutunarak, o zorlukları birer "olgunlaşma fırsatına" dönüştürmeyi başarırlar.
2. "Sen" ve "Ben" Çatışması: Eşiyle Mücadele Edenler




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!