Hırs ve Azim Şiiri - Şükrullah Yavuzer

Şükrullah Yavuzer
201

ŞİİR


13

TAKİPÇİ

Hırs ve Azim

Sonbaharın sarıya çalan ışıkları, şehrin eski taş binalarının yüzüne yorgun bir akşam hüznü serpiyordu. Kaldırımlarda biriken kuru yapraklar, insanların telaşlı adımları altında ezilirken ince bir hışırtı bırakıyordu geriye. O gün bir eğitimci olmam hasebi ile belediyenin işçi alım mülakat komisyon başkanlığını yapmak üzere belediye binasına gittim. Mülakat salonunda tüm komisyon üyeleri yerini almış hazır bekliyorlardı. İş görüşmeleri için onlarca genç, belediyenin önünde sıraya dizilmişti. Her yüz başka bir hikâye taşıyordu; kimisinin gözlerinde umut, kimisinin bakışlarında korku, kimisinin dudaklarında ezberlenmiş cümleler vardı.
Ben ise mülakat salonunun geniş camından dışarıyı izliyordum. Yağmur yağmaya hazırlanıyordu. Gökyüzü, içine attığı bütün sıkıntıları birazdan şehrin üzerine boşaltacakmış gibi ağırdı.
Kapı hafifçe tıklandı.
“Girebilir miyim efendim?” dedi genç bir ses.
Başımı kaldırdım.
İçeriye yirmili yaşlarının başında bir delikanlı girdi. Üzerindeki elbiseler eskimişti ama tertemizdi. Ayakkabıları yeni değildi. İnsan bazen birinin yoksulluğunu değil, o yoksulluğa rağmen gösterdiği emeği görür. İşte o gençte tam da bu vardı.
Oturmasını söyledim.
Dosyasını uzatırken ellerinin hafif titrediğini fark ettim. Ama gözleri sakindi. İçinde korku değil de direnç taşıyan insanların gözleri öyle olurdu. Sakin ve temkinli…
Bir süre özgeçmişine baktım. Başarılarla dolu değildi. Büyük okullar, parlak sertifikalar, gösterişli referanslar yoktu. Ama satır aralarında başka bir şey hissediliyordu: Mücadele… Bir an sustuktan sonra ona sordum: “Sen hırslı bir genç misin?” Sanki hiç beklemediği bir soru gibi biraz düşünmeye başladı. Çoğu insanın yaptığı gibi hemen cevap vermedi. Başını hafifçe eğdi. Sonra sakin bir sesle konuştu: “Hayır efendim… Ben hırslı değil azimliyim.” O an odadaki sessizlik derinleşti. Dışarıda ilk yağmur damlaları cama vuruyordu. Her damla, sanki hayatın insanı sınayan tarafını anlatıyordu. Gülümsedim. “Hırs ile azim arsında ne fark var sence?” diye sordum.
Genç adam pencereye baktı. Karşı binanın önünde insanlar yağmurdan korunmak için saçak altına sığınıyordu. Genç tekrar bana döndü. “Hırs…” dedi yavaşça, “İnsanların üzerine basarak yükselmektir. Hedefine ulaşmak için her yolu mubah saymaktır.” Bir an durdu. “Azim ise kendi ayakları üzerinde durarak yükselmektir.” Sözleri odaya bırakılmış ağır bir emanet gibi uzun süre havada kaldı.
Bazı cümleler vardır; kitaplardan öğrenilmez. İnsan onları ancak acıyla, yoklukla ve geceleri kimse görmeden verdiği mücadeleyle kurabilir. Merak ettim. “Bunu nereden öğrendin?” diye sordum. Derin bir nefes aldı. “Babamdan…” dedi. Sonra anlatmaya başladı. Çocukluğu dağ köylerinden birinde geçmişti. Kışın yollar kapanır, evlerin bacalarından yükselen duman gökyüzüne yalnızlık gibi yayılırmış. Babası bir marangozmuş. Ellerinin üzeri sürekli çatlak ve talaş içindeymiş. Ama oğluna bir akşam şunları söylemiş: “Evlat… Başkasının sırtına basarak yükselenler, düştüğünde tutunacak kimse bulamaz.” Ben de “bu şekil davrananlar hayatta hep kaybetmiyorlar mı?” diye sorduğum da: “ İnsan bazen kaybederek kirlenmemeyi kazanır.” diye cevap verdi. İşte azim kirlenmeden yükselmektir…
Genç bunları anlatırken sesi titremiyordu ama gözlerinin içinde yılların birikmiş yorgunluğu vardı. İnsan bazı acıları ağlayarak değil, susmadan anlatırdı.
Dışarıda yağmur hızlanmıştı. Şehrin ışıkları, ıslanan asfaltın üzerinde kırılmış aynalar gibi parlıyordu. Karşımdaki gence uzun süre baktım.
Bu dünyada hırslı insan çoktu. Merdivenleri çıkarken arkalarında kırılmış kalpler bırakanlar… Başarılarını başkalarının yenilgisi üzerine kuranlar… Zirveye vardığında yalnızlaşanlar…
Ama azimli insanlar başka olurdu. Onlar, gece herkes uyurken çalışanlardı. Yorulsa da yönünü kaybetmeyenlerdi. Kimse alkışlamasa bile emeğine devam edenlerdi. Başkasını itmeden yürüyenlerdi. Çünkü bilirlerdi ki gerçek yükseklik, insanın boyuyla değil, vicdanıyla ölçülürdü.
Bu gence artık başka da bir soru sorulmazdı…
Mülakat bitince genç ayağa kalktı. Kapıya yönelirken ona seslendim: “Kardeşim…” Döndü. “Hayat sana istediğin her şeyi vermeyebilir. Ama sen bu düşünceni hep diri tutarsan, kaybetsen bile küçülmezsin. Hep büyürsün…” Gözlerinde hafif bir parıltı oluştu. Teşekkür edip çıktı.
Ben uzun süre pencerenin önünde kaldım. Yağmur durmuştu. Islanan kaldırımlarda insanlar yeniden yürümeye başlamıştı. O an şunu düşündüm: Hırs, insanı bazen zirveye çıkarabilirdi. Ama azim insanı önce adam ederdi.

Şükrullah Yavuzer
Kayıt Tarihi : 13.05.2026 10:35:00
Yıldız Yıldız Yıldız Yıldız Yıldız Şiiri Değerlendir
Yorumunuz 5 dakika içinde sitede görüntülenecektir.

Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!