Şükrullah Yavuzer Şiirleri - Şair Şükrul ...

Şükrullah Yavuzer


‎En muhteşem saatinde akşamın
‎Aklımda Gülüşünde güller açan
‎ bir kadın
‎Başımda kavak yelleri
‎Ha yağdı ha yağacak

Devamını Oku
Şükrullah Yavuzer

Hz. Muhammed’in Yönetim Felsefesi
Tarihin akışını değiştirenler, genellikle büyük ordular, ulaşılmaz saraylar ve görkemli protokoller ile anılırlar. Ancak insanlık tarihinin en büyük dönüşümüne imza atan Hz. Muhammed (s.a.v.), kudretini ulaşılmazlıktan değil, "ulaşılabilir olmaktan" almıştır. Ashabının arasına oturduğunda, yabancı birinin gelip "Hanginiz Muhammed?" diye sormak zorunda kalması, bir zafiyet değil, peygamberlik makamının ulaştığı en yüce tevazu zirvesidir.
Bugün, modern dünyanın korumalarla çevrili, halkından kopuk, yüksek duvarların ardına saklanmış devlet başkanlarına baktığımızda, o günün saadet asrındaki o "sahici insan" modelini çok daha derin bir özlemle anıyoruz.
Ulaşılmazlık mı, İçtenlik mi?
Hz. Muhammed’in yönetimi, "yukarıdan aşağıya" işleyen bir otorite değil, "birlikte yol yürüyen" bir yoldaşlıktır. O, yanına korumalar almamış, halkına sırtını dönmemiş, aksine dertlerini dinlemek için kapısını her daim aralık tutmuştur. Onun hükümdarlığı, mülkün sahibi olma iddiası değil, emanetin yükünü taşıma sorumluluğuydu.
Bugünün dünyasında devlet başkanlarının, liderlerin ve yöneticilerin etrafına ördüğü o kalın "güvenlik ve statü duvarları", aslında sadece fiziksel bir mesafe değil; bir "anlama mesafesi" yaratmaktadır. Bir lider, halkının acısını hissetmek için değil, kendini güvende hissetmek için yaşıyorsa, oradan çıkacak kararların "halkın hakikatiyle" buluşması imkansızdır.

Devamını Oku
Şükrullah Yavuzer

Bu gün bir farklılık yap
Herkesten beklediğin ilgiyi
Kendin göster kendine
İltifat et, pohpohla
Kendi elini sımsıkı tut
Kendi sırtını sıvazla

Devamını Oku
Şükrullah Yavuzer



Sen;
Sımsıkı tuttunduğum
Avuçlarımı kanatan
Paslı dikenli bir teldin

Devamını Oku
Şükrullah Yavuzer

Gecenin gözlerine bile
Uyku ağır gelir,
Bir güvercin kanadından vurulur.
Hıra dağında doğan güneş,
Aydınlatır çağlar ötesini.
Furkan tüm zamanlara,

Devamını Oku
Şükrullah Yavuzer



Nawé destgirtiya mın Asmine
Porroje çaw şine
Gerden xal u nişane
Ser panibılinda dımeşine

Devamını Oku
Şükrullah Yavuzer

Gelsen çok uzaklardan
Sarılsan
Kolların dolansa boynuma
Nefessiz kalsam
Nefesim de sen olsan
Gözlerim gözlerine odaklansa

Devamını Oku
Şükrullah Yavuzer

Bugün bir kuş uçtu,
Can kafesinden,
Veda etti hayata.
Tüm sevenleri,
Eş dost akraba,
Kendi elleriyle,

Devamını Oku
Şükrullah Yavuzer


“Tayin işlemlerim tamamlandı. Bu şehirden taşınıyoruz. Yeni bir şehir, yeni bir çevre… Belki bir süreliğine bize ağır gelecek. Doğup büyüdüğümüz bu topraklardan kopmak kolay olmayacak, biliyorum. Görev icabı gitmek zorundayız. Allah hakkımızda hayırlı olanı nasip eylesin.”
“Âmin Ya Rabbi… Peki, ne zaman ayrılacağız buradan?”
“Eylülden önce, yani okullar açılmadan; çocuklar okullarından geri kalmasınlar. Artık yavaş yavaş taşınma hazırlıklarına başlamamız lazım.”
Babam ve annemin bu konuşmalarına istemeden kulak misafiri olmuştum. O an içime serin bir gölge çökmüştü. Evin duvarları sanki daralmış, havası incelmişti. Okulumdan, arkadaşlarımdan ve bu şehirden ayrılacaktım. Her sokağında, toprağında, taşında hatıralarımın olduğu şehir… Bir insan hatıralarını geride bırakabilir miydi? Arkadaşlarım gözlerimin önünden bir film şeridi gibi geçti. Her birinin sesi, gülüşü; duruşu gözlerimde canlandı. Hele öğretmenlerim. Onları bu kadar içselleştirmişken nasıl bırakabilirdim…
Yeni bir şehir, yeni bir okul; yeni yüzler… İnsan alışkanlıklarından vazgeçebilir miydi? Kendimi bir balık gibi düşündüm; bu şehir de benim denizimdi. Bu şehirden ayrılmak, denizden çıkarılmış; oksijensiz kalmış bir balığın çırpınışı gibi geldi bana… Bu düşüncelerle yorgun bir hüzne sarılarak uykuya daldım.

Devamını Oku
Şükrullah Yavuzer

Sonbaharın sarıya çalan ışıkları, şehrin eski taş binalarının yüzüne yorgun bir akşam hüznü serpiyordu. Kaldırımlarda biriken kuru yapraklar, insanların telaşlı adımları altında ezilirken ince bir hışırtı bırakıyordu geriye. O gün bir eğitimci olmam hasebi ile belediyenin işçi alım mülakat komisyon başkanlığını yapmak üzere belediye binasına gittim. Mülakat salonunda tüm komisyon üyeleri yerini almış hazır bekliyorlardı. İş görüşmeleri için onlarca genç, belediyenin önünde sıraya dizilmişti. Her yüz başka bir hikâye taşıyordu; kimisinin gözlerinde umut, kimisinin bakışlarında korku, kimisinin dudaklarında ezberlenmiş cümleler vardı.
Ben ise mülakat salonunun geniş camından dışarıyı izliyordum. Yağmur yağmaya hazırlanıyordu. Gökyüzü, içine attığı bütün sıkıntıları birazdan şehrin üzerine boşaltacakmış gibi ağırdı.
Kapı hafifçe tıklandı.
“Girebilir miyim efendim?” dedi genç bir ses.
Başımı kaldırdım.
İçeriye yirmili yaşlarının başında bir delikanlı girdi. Üzerindeki elbiseler eskimişti ama tertemizdi. Ayakkabıları yeni değildi. İnsan bazen birinin yoksulluğunu değil, o yoksulluğa rağmen gösterdiği emeği görür. İşte o gençte tam da bu vardı.

Devamını Oku