Ben,
Şiir ve
Sessiz gece.
Biz üç kafadar,
Kaçıyoruz kalabalık yalnızlıktan,
Gecenin sessizliğinde,
Gecenin sessizligini minarelerden yükselen ve gökkubbede yankılanan ezan sesleri bozuyordu.
Ezan sesleri ki taa içine içine işliyor insanın... Huşu, huzur ve ardından
Yeni yeniden sessizlik....
Sonrasında kendini bulma kendinle hemhal olma...
Ezanlar bir gecenin daha bittiğinden haberdar ediyorlardı...
Buram buram
Hasret kokan şiirlerde,
Sitem dolu dizelerde,
Göl saatinin en maviliğinde
Mütevazi yüreğim…
Yoksa Mevsim bahar
değil mi?
Bağlar bahçeler Yemyeşil
Kırlar,ovalar
Rengarenk değil mi?
Dallarda açan çiçek,
Sonbahar kokar ayrılıklar
Birer veda mektubu gibi
Sarı-turuncu yapraklar
Büküyor belimi
Kurşundan ağır hatıralar
Gidenler mi Asude
MEZARLIK VE ASIRLIK ÇINAR
Kardeşimin küçük yaşta ölümü beni derinden etkilemişti. Onu unutamıyordum. Gülüşü, zeytin gözleri, yumak yumak elleriyle suratımı avuçlayıp kahkahalar atması gözlerimin önünden gitmiyordu. Annemle ilk kez mezarını ziyaret edişimi, kardeşimin çok sevdiği, iki bisküvi arasına sıkıştırdığım lokumu mezarının başucuna koyuşumu hiç unutamıyordum. O daha küçücüktü neden ölmüştü ki? …
Kardeşimin minnacık bedeni; incecik, narin, rengârenk bir çiçek olmuş, açmıştı mezarının toprağında. Ölümün yaşı yoktu, herkes ölecek yaştaydı. Çocuğu, yaşlısı, zengini, fakiri, ağası, marabası… "Neylersin ölüm herkesin başındaydı” işte…
Hayat kaç yıl yaşadığımızla ilgili değil, yaşam sürecine neler sığdırabildiğimiz ile ilgiliydi. Kiminin yaşı büyüktü ama az yaşamıştı, kimin yaşı küçücüktü ama yıllara koca bir ömür sığdırmıştı.
Ne garip bir çelişkiydi hayat, doğunca sen ağlıyorsun ölünce başkaları… Doğunca çırılçıplaksın ve beraberinde hiçbir şey getirmiyorsun, ölürken de beraberinde hiçbir şey götürmüyorsun…
Hayat neydi? Tutunduğumuz paslı bir tel miydi? Hayattan beklentilerimiz nelerdi? Şairin dediği gibi hayat kimseye yar olmayan ve ağlatan uzun veya kısa bir yol muydu?
Gözlerime bir mil gibi çekip,
Gecenin karanlığını.
Körkütük dolaşıyorsam,
Sevda sokağını.
Aç bir kurt dolaşıyor
Beynimde,
Küreksiz kırık bir sandaldım okyanus yüreğinde
Gittiğin günden beri mülteciyim başka yüreklerde...
Şükrullah YAVUZER
Sevgini verirsin
Göz yaşını isterler
Gülüm dersin
Ölüm anlarlar
Elini verirsin
Kolunu alamazsın
Biliyor musun?
İçimi dökmek istedim sana.
İçimi dökmek, yana yakıla.
Başı koparılmış bir serçe gibi,
Zavallı çırpına çırpına.
Kanatlarım kırık,




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!