Bırakıyorum
Beni ağırlaştıran ne varsa
Kaldıramadığım ama
Sürüklemek durumunda kaldığım
Bırakıyorum
Beni kendinde ağır hissettiren
Gölge çekildi surların dibinden
Kuşatılan ne varsa bıraktı kendini rüzgâra
Avuçta sıktığımız o eski kilit
Toprağa düşüp saraylar kurdu karıncalara
Su, taşın sertliğine aldırmadığı gün
Doya doya yaşamalısın hayatı
Üzülmeli mesela doyasıya
Üzmeli gerektiğinde
Kaçmamalı
Öyle ucundan kıyısından değil
Tam ortasından
Bir zamanın külfeti duruyor üstümde, Fa
Sıla'nın özlemi özünden ırak olmakmış
Nerde bir gurbet görsem gözünden tanırım;
bedenin ülkesine uzak durmuş ruhun
Eksik kalan durur yalnızlığında
Gece
Sükûnetin gizli ortağı gibisin
Sessizliği kendine yurt mu edindin?
Aydınlık çekilince uyanır özün
Saklı sayfalarda gezinen harfler gibisin
Bir rüzgâr geçer içinden
Adını bilmediği bir yerden
Kırmızı dökülür üstüne
Nazlıca dokunan, kadife gibi latif
Gelincik olur
Sessizce genişler göğsün coğrafyası
Rüzgârın dalı incitmeden bıraktığı iz gibi
Ne bir çağrı yükselir havada ne bir acele
Kendiliğinden akar su kendi yatağında usulca
Eylül sarısını sürer akşama
her dal kendi rengini taşır sessizce
kimse kimseye benzemez artık
gökyüzü bile biraz daha kendince
Bir kapı aralandı vakitsizce
içeri girdim
Ev benim değildi
sofra benim değildi
adımı bile bir başkasının sesiyle öğrendim
Hoşçakal eski benliklerim,
üzerime giydiğim bütün maskeler.
Hoşçakal kendimi yok saydığım günler,
susarak eksildiğim,




-
Hikmet Çiftçi
Tüm YorumlarÇok çok güzel. Hem de çok çok çooook güzel.
Ne kadar rahat ve etkileyici bir anlatım. İnsan okudukça şiirin büyüsüne kapılıyor. Bir daha, bir daha okuyorsunuz.
Kastedilen aşksa nasıl bir aşktır, özemek mi, yoksa çok sevilen birine bir ithaf mı? .. Geçmişte yaşayan ve yaşanan kişi ve olay ...