Gönül tahtının şahı,
Yâ Nebî Resûlallah.
Dertlilerin sığınağı,
Yâ Muhammed Resûlallah.
Çeşm-i dilin ziyası,
Uçtu akbaba dağların doruğuna
Haset sardı gönlü, doldu koruna
Sebep kin, dedikodu, atmaca
Hınç, fesat, gıybet olmuş gırla
Kartal uçar gökleri yarar kanadıyla,
Gonca çiçek idim, dalımda
Elimi kırdılar,
Gönül mülkümü talan edip
Kolumu da kırdılar!
Yaprağımı yele verip
Yağar mı hiç karla ateş?
Açar mı solan güller yar?
Dert dediğin bağrı dağlar,
Harı aldın giydin allar
Yara derin, zaman çare,
Bir udi tamburdur kalbimin atışı,
Hülyamda sarmaşıklar gül dolar inceden
Rivayet odur ki, kaç zemheri sızladı hicran,
Dağları bıçaklayan yorgun; rüzgâr aşkına,
Dilsiz yürek uyumazdı geceleri…
Bardağı kuşa çeviriyorum önce,
Saydam kanat oluyor yalnızlığı.
Dudak payından havalanan kırgın üveyik…
Mermerin rüzgârda eriyip dağılması,
Ağır olanın tüy hafifliğinde susması.
Bir mağaranın kalbinde
Saatler secdeye vardı
Ebû Bekir titredi,
O an
Gözleri semâya döndü
Bir nefes kadar berrak,
Aymışam hep seni düşünürüm yâr,
Cihanların yegâne mukaddesi...
Siyah zülfünde ezel, ahdim bengi,
Gönlüm akardı gözlerine, su gibi.
Adana’da kebap ateşi, Adıyaman’da Nemrut zirvesi,
Afyon’da haşhaş kokusu, Ağrı’da İshak Paşa sefası.
Amasya’da elma bahçesi, Ankara Kalesi’nde bozkırın sesi,
Antalya’da Düden Şelalesi, Artvin’de Çoruh nefesi.
Aydın’da incir bağı, Balıkesir’de Ayvalık koyu,
Irgandı Köprüsü’nde bir bülbül kondu dalıma,
Uzun uzun şakıdı, kelimeleri serpti oyalı taşlara.
Bankın yanında açan çiçekler var;
Koparsam, sevsem seni onlardaki taç yapraklarının sayısı kadar...
Güllere, menekşelere can aşıladım avucumdaki suyla;




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!