Andolsun tîne, andolsun zeytin dalına,
Andolsun Sina’da yanan vuslat narına!
İncir sofralar serer de bin dünya kârına,
Zeytin gümüş bir vakarla bürünür Hakk’ın nûruna.
Şu kudret elinden çıkan mukaddes sûrete,
Ölürsem eğer, tutar mısın bu soluğu kesilmiş ellerimi
Alır mısın avuçlarına, o hiç tatmadığım baharlarımı
Bastırır mısın koynuna, soğuk değmesin diye…
Nihayet buyur eder misin, şu derya-yı hüsranıma
Kaskatı bedenimi, şefkatinle kucaklar mısın
Düştüm mü?
Düştüm
Hem de öyle böyle değil,
Yüzüm toprağa, ellerim boşluğa...
Kalktım mı?
Kalktım
Yaralı bir gölge koynunda
Sükûtla büyüttüm seni, geceyi emzirerek,
Ben sustum…
Sen büyüdün, zamansız, yetimce
Bir yanda hasret, bir yanda hicran sızısı
Zeher vakti uyanda gel
Zeher vakti…
Zeher vakti koşta gel
Zeher vakti…
Zeher vakti gül de gel
Zeher vakti…
Güneşin doğduğu yeri unutur gibi
Yola düşmek…
Beşparmak dağlarını,
Dalgın gözlerle Lefkoşa’ya seyreylemek
Bir yazar cemiyeti düşün




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!