Diyadin Kanyonu kadar aymışam bu gece;
Rüzgârı, Meya Mağaraları’ndan esen,
Urartu Kalesi gibi sürgünüm sende
İshak Paşa Sarayı’yla temaşa eden
Sarsılır köşe taşlarım, kanyonlar boyu,
Kara mehtap, siyah gölgeler sarar,
Geceyi savurur, ruhlara kanar!
Kırık kanatlar uçar, prangaları yalar,
Kelebek kanadından nefesler…
Gözlerinde aynayı buldum, bak ne güzel dünya!
Eksik kalan ne varsa vaha olur manaya;
Bir çile paydosunda, toprak kokusu sana;
Ben seni yâd ettikçe asaf mülk bir başka.
Lâl olmuş duraklarda han zikir dalgası,
Derlermiş ki;
Maraş’a gönlüm düşmüş de kimse bilmezmiş
Kim duymuş, kim görmüş
Ahır Dağı’nın eteğinde
Bir türkü tutturduğumu.
Ne kaldı senden, bir gülüş mü?
Ya da ağlamaklı, derin iki göz mü?
Bilinmez sevdadan vurgunum,
Dilimin belasına düşmüşüm,
Serzenişte kayboldum
Şeb-i yeldâ gibi uzar sözün,
Gör ki zîbâ lisanın yersiz toz, duman
Ey kevser sanıp içtiğim zehir,
Zühre misâli serâbın oldum hayran
Gönlümde kırlangıç mıydın,
Göçer mi her bahar gelen?
Nar çiçekleriyle süslenmiş sabır,
Kan kırmızısı düşer içime erken…
Mağaranın sînesinde ah u feryâd,
Ebû Bekir titrer, gözleri abad
Nâr-ı hicrân sinelerde meş‘ûl,
Gönüller mahzun, baht-ı pür-mes’ûl
Sözlerin uzun, içi boş bir çerçeve,
Serâb gibi bir yürek, yangın içinde
Gül sanır seni gören, içi zakkum,
Her kelâmın bir hîle, bir yalan,
Ruhun çürük bir kabuk,
Hadi sil gözünün yaşını, kaldır başını,
Bak gör, arkanda bıraktın kışını!
Rüzgârı arkana al, adımı hızlandır,




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!