Diyadin Kanyonu kadar aymışam bu gece;
Rüzgârı, Meya Mağaraları’ndan esen,
Urartu Kalesi gibi sürgünüm sende
İshak Paşa Sarayı’yla temaşa eden
Sarsılır köşe taşlarım, kanyonlar boyu,
Toprağın diliyle konuşanlar bilir:
bir tohum ne zaman düşse yere
gök başlar susmaya
çünkü bilir:
Ab-ı hayat umudun tesellisidir
Kalk kardeşim,
Bir dağ başıydı gönlüm,
Sen geldin, seher vakti
Bir niyaz gibi,
Bir matem gibi…
İnce ince aktı sevda,
Kara mehtap, siyah gölgeler sarar,
Geceyi savurur, ruhlara kanar!
Kırık kanatlar uçar, prangaları yalar,
Kelebek kanadından nefesler…
Gözlerin, bir çocuktan arta kalan
Issız akşamlarda ninniye konan
Meltemde cana savrulan
Sesin koynumdan uzak Anadolu’dan
Gözlerin, bir çocuktan arta kalan
Çöker içimize mahrem gün batımı,
Zambak ökçe göğsü,
Tir tir titrer kirpikleri
Serçeler uçurur atları semaya.
Ovaya saçılan yeşilimtırak;
Pencerenin kırık aynasından sızan çatlak,
Pencereyi uzatıyorum maşrapaya,
Eğilip abanıyor kurumuş çiçekler.
Pencereyi kilitliyorum kuşlara,
Kırıntılar sahipsiz avuçta
Yakışmaz direniş, sevdalı yürek,
Kiren dallarından savrulur küskünlük,
Bet benz yitik,
Üzerinde düş kırıklığı…
Ve kırmızı ateşle örülmüş cesaretin soluğu
Kiren bilir, kızılcık olarak anılmayı,
Gıcırdayan öksüzlük sesleri karmaşada,
Ağır ağır ilerleyen günlerin kıyısına vuruyor...
Camlara düşüyor fırtına üşüyerek,
Doymazlığın koyu maviye dönerken göğün altında.
Menba’dan içtiğim sular şelaleler gibi akardı hani;
Kırılmış dallarda bekler sevdamız,
Rüzgârla konuşur suskun adımız
Yolunu kaybetmiş birer anımız…
Yeniden yeşermek ister içimde
Bir dağ yamacında sustum günlerce,
Kavrulmuş yüreğim serin gecede




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!