Sözlerin uzun, içi boş bir çerçeve,
Serâb gibi bir yürek, yangın içinde
Gül sanır seni gören, içi zakkum,
Her kelâmın bir hîle, bir yalan,
Ruhun çürük bir kabuk,
Çocukluk hülyalarımı silip attın,
Gençlik umutlarım da yitti
Kopardığın bir dal,
Köklerinden sızıyor şimdi
Üzülme canım, üzülme,
Yarayı açan sendin,
Esmer teninde nazlı hilâl,
Gök gibi sarar,
Hasret gibi kucaklar…
Niyetim, yeminim, selvi boylum
Bir soba çatırdar…
Beyaz badanalı akislerde,
Ekmek bölünür sessizce
Ümmü Abla var orada,
Kendinden önce doyurur sofrada
Ocağı yoklukla örtülü,
Yağmur neden yağıyorsun?
Kimi,
Neyi ıslatmak istiyorsun?
cadde ıslak,
sokak ıslak,
yol ıslak,
Hadi sil gözünün yaşını, kaldır başını,
Bak gör, arkanda bıraktın kışını!
Rüzgârı arkana al, adımı hızlandır,
Koşarlar boş sokaklarda yalnız,
Kavrarlar düşerken yürümeyi…
Soğuk, koyu, içten bir sessizlikte,
Yağmurun nefesiyle birlikte,
Yol alırlar, puslu bir gökyüzünde,
Ve ince ince düşer yalnızlık, gizden
Bir gün herkes yalnız,
Bir gün herkes…
Herkes bir gün
Yalnız bir adam,
Yalnız bir kadın…
Sevda suyuna düştüm, yanarım
Yegâne sızım saklı hezâr ümide vazgeçmem
Gönlümde ateştir, külle barınırım
Yegâne sızım saklı hezâr ümide vazgeçmem
Saçlarım savrulur gurbet rüzgârı
Geceler ağlatır yârin izzârı
Şafakta başlar şantiye nöbeti,
Demir yığınları yükselir, lahzada
Bir mühendis dolaşır ağır adımlarla
Elinde altın bileklik
Çizdiği her planda,




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!