Gülün ömrü az olur diye
Sunam’a gönlümü usulca bağladım
Kibritten korkan çocukların
Avuçlarında küle dönerken destanlar
Katlanmış bir mendil gibi sabır aradım
Annemin ceviz sandığında gözyaşımı sakladım
Uçtu akbaba dağların doruğuna
Haset sardı gönlü, doldu koruna
Sebep kin, dedikodu, atmaca
Hınç, fesat, gıybet olmuş gırla
Kartal uçar gökleri yarar kanadıyla,
Gonca çiçek idim, dalımda
Elimi kırdılar,
Gönül mülkümü talan edip
Kolumu da kırdılar!
Yaprağımı yele verip
Bir udi tamburdur kalbimin atışı,
Hülyamda sarmaşıklar gül dolar inceden
Rivayet odur ki, kaç zemheri sızladı hicran,
Dağları bıçaklayan yorgun; rüzgâr aşkına,
Dilsiz yürek uyumazdı geceleri…
Bir mağaranın kalbinde
Saatler secdeye vardı
Ebû Bekir titredi,
O an
Gözleri semâya döndü
Bir nefes kadar berrak,
Aymışam hep seni düşünürüm yâr,
Cihanların yegâne mukaddesi...
Siyah zülfünde ezel, ahdim bengi,
Gönlüm akardı gözlerine, su gibi.
Diyadin Kanyonu kadar aymışam bu gece;
Rüzgârı, Meya Mağaraları’ndan esen,
Urartu Kalesi gibi sürgünüm sende
İshak Paşa Sarayı’yla temaşa eden
Sarsılır köşe taşlarım, kanyonlar boyu,
Toprağın diliyle konuşanlar bilir:
bir tohum ne zaman düşse yere
gök başlar susmaya
çünkü bilir:
Ab-ı hayat umudun tesellisidir
Kalk kardeşim,
Bir dağ başıydı gönlüm,
Sen geldin, seher vakti
Bir niyaz gibi,
Bir matem gibi…
İnce ince aktı sevda,
Kara mehtap, siyah gölgeler sarar,
Geceyi savurur, ruhlara kanar!
Kırık kanatlar uçar, prangaları yalar,
Kelebek kanadından nefesler…




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!