Uçtu akbaba dağların doruğuna
Haset sardı gönlü, doldu koruna
Sebep kin, dedikodu, atmaca
Hınç, fesat, gıybet olmuş gırla
Kartal uçar gökleri yarar kanadıyla,
Yiğit mağrur, çöker fesat yalanıyla.
Ak yürek saçar kıvılcım gerçeğe,
Kin akar sinsi ecel bıçağına.
Hasutluk karanlık köşelerde
Günücülük gezer ervah-ı alemde
Kıskançlık büyür, doksan dokuz diyarda
Bilmem bizi kim koruya
Civan ömrüm soldu, gülemem gayrı,
Sırtlan yardı kolu, kanadı, bucağı
Ağarmış saçlar sardı dalımı, gerdanımı
Hak didarı feryadımı duymadı mı?
Kelâm mübin, ince kılıç gibi,
Pay bölünür, kırılır umut dilleri.
Yazılmış yazgı, dünya fani,
Sorar gözler: “Ağlayanın yüzü güler mi?”
Garezin kime, taşkınlık niye?
Ar ettim yüzü kara gelene
Arsız arsız dolandı, hamsız asiliğe
Gönül sorar: “Hakkım kaldı mı kübraya diye?”
Yol uzun, dikenli, nuş eder cânı,
Kardeş kardeşi kıskanır, yakar ânı.
Hak yerini bula, haset bite cihanda.
Buyur eder, toprak son durağa
Niyet kötü olunca, ok döner kendi oduna
Sanma azgınlık, kibir kalır yanına
Kurban kuzu dolmuş yanına
Düşürürsün milleti Habil Kabil oyununa
Niyazi kabul eyle ilahi feryadımı
Altın adımı pul eyleme üç beş gafil, zelile
Şol gonca güle serdim yar gözlerimi
Zikreyle divanında bulsun muradıma
Kayıt Tarihi : 18.06.2026 14:28:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.
HABİL KABİL




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!