Sırt yalın, ayak çıplak, baş kabak
Ben bu halde kalbim beni bağrına basıp nabız atışlarına yüklediği
Buymuş soğuğa çırpınıp, üşümüş ayaza sarılan bu halde ben kendimden
Marmara çırası gibi yakınan pozlara tüysüz dikensiz perişan bırakmadan
Gücümün yettiğince nefesimi, hayalimi güttüğünce kervan olan
Nasip işte nasip...
Benim gidip geldiğim yer belli
Hiç bellolmasa da vakti saati
Alıp ileten damarlarına sevmek adlı sokakların
Benim nereleri gezip hangi bağda hangi gül
Bazan aniden yağmura dönüşen bulutlarla yolcumu
Bazan hiç acelesiz
Yalandı desek...
Gök mavisine
Toprak bozuna
Kahverengisine...
Hatrına içilmiş bir demin dudağında buğ tüterken
Yalandı demeye kalksak sudaki sandala,
Özgürlük müdür...?
Önce kendi tarafından bakacasın hayata öyleyse..Sonra..
Sonra yine kendi tarafından bir bir kurtulup
Mezarlarında tabutlandığın totemlerinden, türlü çengelden
Yine kendi tarafından okyanusa açılan bir suyun alnı gibi dupduru ve açık
Hayatın nezdinde varlığı kendi sesinde duyulan
Şaşılacak nesi var bunun
Şu hayatın ufuksuz pencerelerinden bakınacak olan
Yarının devamı gelsin diye bir büyük hayat hikayesinin
Herbir merdiven ayaklarında çıktıkca kendi hayatına
Sevgili ve sevinçli yürüyüşlerle yola çıkıp yorulduğuna
Niyesi değecek olan
Ödemeler dengesi insan bazarında bozuk mu bozuk
Gül-şirinlere kış yaz, ikisi bir..
Karşı tarafa atmış götürmüş insan kendini
Dünyayı kırk ikindiler tarafından geceye taşıyan karanlığın kalbindeki acıyla
Saplanmış bir hancer sesi taşplak..
Yaranın ağzı kör bıçak, mumun dili soluk beniz susuk ses,
Kaç su bardağı ne..?
Kaç gram kahıra, küfüre,
Öfke patlaklıkları şişirik renkli sakıza kaç kıvam..?
Kaç şeker kaşığı zehir-zemberek?
Kaç yudum sinir boşalması,
Kaçöğün yutulmuş hap,
Bütün eşikler gelip gitmelere aracı
Ayak altında insan
Adımlarının arasında hayat
Hor bakıp çiğnemek de var ortalara çırpılmış kül gibi
Baş tacı edip öpüp koklamak da var
Ömrüm ömrüm diyerek yer ve göklerin hakkıyla
Kendi fiilinde isleyen bütün zamanlari felaket yüklü buhrana büründürüp
Büründürüp giydirdigi buhranlardan
Krallik sultanlik saltanatlik cevahirleyen kontrollü sefilliklere ille sermayedar
Kuruldugu kumar borcunun ödesigine
Her ihmal ve insan sebepli felaketleri bile bile
Hayati kökten karartilmis karanliklarla özeye bezeye
Varsın da sanki
Yoksun...
Öksüz bir kapının el sürülmemiş sürgülerinin ardında
Kilitsiz camsız pencereden bahar duvaklarıyla taptazecik ve gelin...
Hoyrat yellerin hirk sürüp hasat savuran poyraz eşliğinde varsın da sanki
Madımak harmanlarından




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!