Ne diyorlardı ona....?
Dur bakayım..bir düşüneyim...!
Hani neydi..ula neydi... neydi...?
Hay estirikli aklım..sen de ilahi..!
Tencit pilavı gibi birşeydi..Evet ta kendisi..
Diyorlar ya hani ısıtıp ısıtıp
Vaktin birinde..
Ezan okunduğunda yarısı sen, yarısı ben ve temmuz..
En bakir haliyle henüz uzakların dudağından kopup gelen bir çığlığın
Bozkır kısrakları toprağından toynaklarında toz toprak...
Doludizginliğin kaçağında yarısı sen,
Yarısı ben...
Nere gitsem gölgelerde saklanmış titrek damarlı ışıkların izine rastlıyorum
Hangi yokuşu dönsem dik yamaç ve çığarmış kırcı havası
Hangi düğümü çözsem
Çorak derinliklerden sağnakları boşalıyor derdiyle inileyen tamahın
Yalnız en unutulmuş büküşlerde unutma beni çiçekleri
Hayatın ve insanlığın gönlünü almaya tozlar topraklar içinde
Çoban armağanı çam sakız
Bir yara var sızımda, kutupsuz bir yıldız var gizinde ben
Nere iz düşsem bembeyaz ve ilk
Nereye gitsem yaprakları buza dökülmüş çalı diplerinin
Toprağı terkedilmiş ayaz yuvası
Bir kervan var yanım beldem beni katar katar bilinmezlere götürür
Valla noosssung…
Gordugüng bildiğing gibi valla..değneyip duruyoh düynaning kehini
Kim var kim yohdan, gola dooru sığır niyanda?
sıpa niyanda?
Golang niyanda, çul cuval niyanda
Un zavar, hacet ihdac
Kötü huylu ursul
Alışmış ve kudurmuş hayata kafa tutuşuyla
Çevresine kirleşmeleri boooy boy ölçüşüp
Dağlara taşlara kırlara kıylara köşelere
Musallat olup bulaşa bulaşa
Binip giden
Bak...!
Cıssss ettiyse bile şu sana yandığım
Sevmek derdinden başka hiç bir şeye musallat etmedi beni gailen güzelim
Güzelim bana sen sevgililiğinden başka yük yüklemedi yandığım
Turna dedim...
Sımsıcak şeyler havalandı yerden göğe
Önde giden
Daha önde giden
Önde gidenin önünde gidenin ondan önünde gidenin
Mavi düş, turkuzaz sahil
Kanaryacık kafesli kimsesiz ada
Çekerim şöyle kimsede olmayan arabasını
Doruklara itilmiş uzak dağların başına aklar inmiş
Etekleri kızıl çamlı orman ve buğum buğum sis
Öyle de olsa geç sonbahar güneşi
Bütün elde kalanlatını var gücüyle derelere tepelere
Suda balıkçı kayıkları
Akşamın altın sarısı pırıltılarını topluyorlar
Aleyküme selam kırlangıç göçmen
Yuvanda sisli sonbahar çatıları sıla sıla gurbetlik
Yağmurluğun sarılarıyla büründüğün
Bir tutam mevsim mahsunluğu segahsa makamın
Şarkıyı
Hangi dilden söylersen söyle dokunmuyor desem




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!