Kar türküleri çalar da yareli göğsün
Bir telinde bana dokunan gizli halların avara düğünü
Çağırır çalarsın da gelmem mi hiç?
Yolladığın sızılı postalarına ağrıdığım
Yanık bağrımın buz serincesi Erciyes sen diyerek
Günaşrılarına koyulduğun adını
Fin hamamı
Çin hamamı
Roma hamamı……mısır
vesayir…
Hani demişler ve duyurmuşlar ya… 'Hamama giden….
Açık kalsın varsın lafın gerisi gitmezmiyim…!
Çakmağı zor çakıyordu
Fincanı tutarken de elleri tir tir titriyordu
Ama ağzından duman tütüyordu tütüüüün tütün
Püfüttüren çarşı kahvesine konakcı ihtiyar
Ben kızlar matinesine bakıyordum gelen geçenin
O ise camdaki maçtan konuşuyordu kahveciyle
Bahar çılgınlıklarıyla gelip, eylül esmeleriyle savrulan
Sonsuz bir göçün
Bir haylice yükünü dengesize katar ettiği
Zaman zaman
Olası insani hallerimizden sakarlıklarına rast gittiğimiz
Dünya karmaşasında zaman zaman,
O suskun çığrışların çıtı çıkmayan
Sen önde
Kovalayanlar peşinde
Delilik etme ben unutur giderim duyup görmedim sayamasam da
Tuhafsın işte uzakları dolanıp kendi ismini
Bir kere bile üste bellemediğin
Sevdalık mı desem..
Divanelik mi...?
En iyisi sevdalık divanelik delilik, her üçü...
Sen
Ben
Ve şu bendeki benden deli kalbim
Ucuzuna kaptırıp
Her fırsatta andığının adını diline filitresiz bulaştırarak
Kendini Allahın yeryüzündeki muhtarı zanneden
Attığı zar
Tuttuğu dubara
Ettiği zalım..
Eğer yolu soran
Yolu bulduğunda kendi yola gelmediyse
Saçan savuran haydi
Di gaydalık bela kahvelerinde fincanları terse çevrilmiş
Telve tortuk tüm toplumsal
Kırcılanmış dil boğumlarının peltek peltek mum değirmisi
Haberin olsun ki
O insanlığa atılmış kazıkların en büyüğüdür....
Neymiş de...
'Acılar insanları olgunlaştırırmış ' diyen zanga zurt...
Bu kadarına açık aralık bırakırsa insan hayatı
Kül ve karanlıkğa teslimdir hemi de yana yana hiçihiçine
Bakmıyordu bile
Kirli
Çürük
Kokuşmuş işler çeviren
İçi dığı meydanda röntgenci radarlaşmalar
Pis ve pasak götüren haramlaşmalarına




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!