Gülüşüm yalancı yaz;
İçim kış kıyamet.
Hasretin soğuk yangın;
Küle dönmekten yoruldum.
Gök yüzüne kanat açtım.
Gözlerinin kapısındayım
Küçükken olduğu gibi
Gidip kiraz ağacımızın en tepesine
Ya da ceviz ağacımızın en tepesine çıkıp
Bak anne kuş oldum diye bağırmak istiyorum.
Lakin ne annem kaldı
Ne kiraz ağacımız
Her şey her şeye ayrılık yüklenmiş.
Kırılan vazoya
Sen de gidiyorsun yani
Güle güle git dedim.
Dün de
Ölen çiçeğimi defnettim toprağına
İçime yığılıyor hüzün
Daha kaç şiir olmalıyım
Darmadağın duygularımı toparlamaya
Bir kitaba
Kendimden çok uzağa gidebilsem
Başımıza taç ettiklerimiz
Yerinizi yadırgayıp
Egonuza çıta çıkmaya kalkışarak
Değerden meğerse çıkartıp
Başınızın göğe ereceğini sandınız.
Gelmeden düşün yakamızdan Allah aşkına,
Gidiyorlar
Ayakkabılarını vedaya çıkarıp
Canı elbiselerinden çıkartıp
Varlığı bir minderlik yer kaplarken
Yokluğunu dünyaya aldıramıyoruz
Kendi başının çaresine bakabileceklere
Ömrünüzü binek yapmayın.
Farz edin ki öldünüz
Kimseye mezardan koşulmuyor.
Elinde anahtarın
Kalbim!
En çok da çocukluğumun elleriyle topladığın kekikleri özlemişim.
Hava vuslat kokuyor,
Ellerin kır.
Papatyalardan taç da yapmışsın.
Beni prensesi ilan ettiğin
Dünya acılar sahnesi ve bu sahnede herkes birbirinin izleyicisi...
İçimde bir gece ağrısı var
Uyutup uyuşturamadığım
Siz deyin kalp sızısı
Ben deyim dünya ağrısı...




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!