Evlat, hem sırtında taşıdığın hem de sırtını dayadığındır...Sevgi Gül İlkaN
Bir hüzün deryasında yüzüyordum;
Dalgınlığıma geldin ey aşk!
Düştüm.
Dağıldım.
Cepheden cepheye koşacak gücüm mü vardı?
Uğruna!
Bugünde gelmedin.
Öyle çok öldüm ki her gün batımında,
Yıldızlara yer kalmadı.
Bu gece de çay karası gözlerine demlendim;
Beklemek acı veriyor.
Harla karışık sabahı yudumlamaktayım.
Bugün de gelmedin.
Öyle çok öldüm ki her gün batımında,
Yıldızlara yer kalmadı.
Bu gece de çay karası gözlerine demlendim;
Beklemek acı veriyor.
Harla karışık sabahı yudumlamaktayım.
Gidiyor musun eylül?
Beni böyle güz dökümüne bırakıp.
Rüzgarlar neyin olur?
Niye böyle kol kolalar sensizliğin gelişiyle?
Gitme!
Göğüs kafesimdeki düşler yine göç edecek.
Ömrün güneşi öğlen batınca
Hava, haberine kararınca
Acı, yağmur yağmur yayılınca
Eylül ağrım döner canevime
Gece yarısı kapı çalınca
Hoş geldin eylül!
Senin de bayramın kutlu olsun.
Yaprakların boynundaki rüzgarın ağzı,
Hazanın kes emrini beklemekte.
Ne kadar acı verirse versin bu yolculuk,
Her canlı aşka gark olmaya çırpınmakta.
Annemin
Eylüle doğum sancısıyım
Anneme doğduğum günün kaydı:
''Eylülde üzümler toplanırken''
Siyah saçlarımın
Zamanla eylül rengine açılması
Kapı pencere açık kalmış
Yağmur yaş içeriye akmış
Fırtına içeriye dalmış
Sen, göğüs kafesinde yoksun
Kanatlarından can damlamış
Fotoğraflar diyorum
Hepsi bizden
Birer birer dökülen yapraklarmış
Bir eylül edasında...




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!