Bırak essin rüzgar,
Fırtına çıksın,
Göç etsin sararan yapraklar,
Bahara hazırlık var.
Yükünü indir omuzlarından,
Bırak boş kalsın dalların,
Komşunun çatı duvarına yuva yapan martılarım gözükmez oldu.
Hiç mi akıllarına gelmiyor onları özleyeceğim.
Yıllar sonra da olsa,
Bünyemizi meraklılığına alıştıran komşuma da aşk olsun;
Bizi niye merak etmez oldu ki?
Ya şu
Ağaçların paçasından su akıyor
Asfaltların ayakkabısı su içinde kaldı.
Rüzgarla, Yağmur dans ediyor
Şimşekler havai fişek...
İstanbul'da şu an duş alıyor
Aşkın en güzel haliyle...
Sonra
İstanbul yüzün olunca birden
Acının dinip
Güneş açtığını sanıyorum...
İçimden gelmeyenlere giden
Ayaklarıma prangalar taktım,
Ellerime kelepçe,
Dilimi dudaklarıma diktim.
En büyük cezayı da
Kulağıma astıklarıma verdim.
Ağaçların, kuşların,
Hayali karşılaşmaların
Yabancısı değilsin
Gözyaşı baskınlarının.
Oysa ki hiçbir şeyim değilsin.
Değer verip yüreğime serptim;
Güneşi katletmişler.
Gönül camlarından ayaz vuruyor.
Samimiyetim de beş para etmedi
Ne yoksul kesimin çocuğuymuşum ben
Nasibime düşen yine hayal kırıklığı.
İhtiyacım olan;
Kararında yemek,
Kararında giyinmek,
Kararında kendimi sevmektir.
Paylaştıkça yetiyor.
Paylaştıkça yetiniyorum.
Kurtlar beni ırmağa iterken,
Öksüz kalan kuzularım gibi
Anne diye meledim anne.
Reyhan çiçeklerine kokumu bırakıp,
Denizin beyaz köpüğünü giyindim
Gözlerimin mavisini hatıra salıp
Sabırla yamadığım yaralarımdan daha iyileşmeden
Hayat beni alıp hiç ummadığım yerlerden söküyor.
Mecburiyetin müebbetinden kurtulmak istedikçe
Mezara konulur gibi daha da derinlere düştüm.
Zemini çürük başlangıcın işçisi olduğumdan beri, üstüm, başım gözyaşı.
Bıçak kemiğe dayandı;




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!