Eylülün ayak seslerini duyuyorum.
Hafiften bir rüzgar çıkıyor.
Dökülmeye başlayan yapraklar,
Hüznüm için yollara serilen sarı halılar.
Hatıralar karşılıyor beni.
İçimde yaralı bir coşku...
Ölüme uykum geliyor...
Yine kırık döküğüm.
Umduğun gibi buldun mu beni?
Eylül!
Doldur bir bardak daha hüzün...
Eylülün ilk günü hüznün düğünü
Halaya duruyor ayrılıklar
Ne çok yığılmışım
İçimin kilitli kapıları ardına
Tabutun bulutuna dökülsün içim
Ekim gelmiş
Ben seni daha göndermedim ki eylül
Kasım geldiğinde de göndermeyeceğim
Üstüme beyaz örtü
Saçlarına
Annemin beyaz tülbentleri örtünene kadar.
Elimde tuttuğum eylül yaprağı
Derdini gülümseyerek anlattı
Bir zamanların mevsimler çırağı
Aşka düşmenin tahtına ulaştı
Hüzünler zamanı başa sarıyor
'' Bazı anneler büyük acılar yaşar.''
Kalbinin büyüklüğü kadar. Dünya nasıl da küçükmüş
Bunu bebeğim taşınınca anladım.
Ve kalbim
Kaç dünya etti ardından
Bunu anlatamam.
Gölgeler dolaşıyor az ötede.
Boylu boyunca yatan ceset canlı.
Sokak lambalarının gözü fal taşı gibi açık.
Kuytu bir köşeye gizleniyorum hemencecik;
Bir kedi miyavlaması kendini sokağa salıyor.
Ben hangi rüyanın yuvasını bozduysam böyle.
Samimiyetsiz bir kalabalığın
En fiyakalı yalnızıyım...
Tezat düşeni
İyi niyetime düğümleyip durmam
Bağımı koparır atarım...
Sahip olduklarını, Allah'tan tapusunu almış gibi övünen insanlar var!..




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!