Ben senin yüreğine sahura kalktım
Gözlerimi kapatığımda iftar açacağım.
Anla
Zamanla değişir her şey.
Kırılır, dökülür, iyileşirsin.
Hiçbir şey yerli yerinde durmaz.
Gelecekler yoldadır
Gideceklerin yerine.
Kirpiklerime konan kuşları
Sana uçuruyorum
Mektup mektup hasretle.
Cevabını rüyalarımda yaz.
Yerden çok, göğe bakıyorum
İnsanlara canımı ortaya koyandım.
Canımı ortada buldular.
Beni beyaz önlüğümden vurdular
Kalbimi kurşunlarla parçalaya parçalaya.
Annemin yaptığı yemeğim hâlâ sıcak.
Annemin emeği hâlâ sıcak.
İnsandan çok yara aldım; çok yoruldum; lakin, doğruldum; çünkü, doğruya dik durdum!..
Hiç kimseye, ne hançer olmak isterim, ne kurşun! Herkes kendi hançerinde, kendi kurşununda vurulsun...
Ben, hep Allah deyip yolumu buldum, buluyorum.
Akbilimi basıp, otobüsün üçüncü sırasındaki koltuğa oturdum. O sırada şoför telefonla konuşuyordu. Yolcuların hepsi bindikten sonra, otobüs duraktan hareket edip istikametine doğru yol aldı.
Beş dakika kadar sonra, telefon konuşması devam eden şoförün sesi sinirli sinirli yükselmeye başladı. Konuşma tartışmaya dönüşmüştü anladığımız kadarıyla. Şoför sinirlendikçe, otobüs de sinirleniyordu. İç sesim, ''Otobüs, şoförün tarafını tutuyor. Tabii bunca yıllık hukukları var ne de olsa'' deyince gülümsedim. O esnada şoför, ''Beni delirtme!'' diye bağırınca, otobüs de delirmeye başladı. Biri oturduğu yerden, diğeri altı tekerleğiyle deli gibi gidiyorlardı. Arkadaki amcalardan biri ''Şoför bey! can taşıyorsunuz farkında mısınız?''
''Şoförün daha kendi canından haberi yok, bizimkinden nasıl olsun'' dedim.
Yolcular iyice huysuzlanmaya başlamış, homurdanıyorlardı. Şoför, telefondaki kişiye odaklandığı için kimseyi duymuyordu, ya da aldırış etmiyordu. Yanımdaki teyze, ''Bu şoför tam dayaklık'' dedi. Şoför, telefondakine son hamlesini yapar gibi ''Senin yanına bırakmam!'' Belli ki otobüs de telefondaki kişinin yanına bırakmayacaktı, çıldırdı.
Orta kapının orada duran genç, ''Şoför bey akıllı ol! Bunca insanı taşıyorsun, bak yanına gelmeyim!'' İç sesim, ''Otobüs sen niye itiraz etmiyorsun, sizi şoför değil ben taşıyorum diye.'' İç sesimin muzipliği yine üstündeydi.
Şoför gence, ''Hadi gel! ne yapacakmışsın göreyim.'' Telefondaki tartıştığı kişiden hızını alamamıştı belli.
Yaşamak dediğin, bu dünyada midenden çok yüreğini doyurmaktır; öyle dedi ruhum...
Öyle özlersin ki
Yaşayamazsın.
Ondan sonrasına
Kala kala sancılı bir bekleyiş kaldı.
Ağrılarından duramadığım bir bekleyiş.
Günden güne
Gece gözlerin kördüğüm;
Çöz çöz bitmiyor bu ayrılık.
Uykusuzluğuma şiirler sürüyorum
Merhem niyetine.
İmkansızlık
Bir ölünün bedeninden daha soğuk.
Oysa yüzü şiir değil...
Bu ne yüreği paslanmışlık...




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!