Düşlerimin ağrısından duramıyorum
Bu sancı nasıl geçer ey hayat?
Bir uyku boyunda uyuşup kalsam
Bıçak altına yatırılsa ızdırabım.
Acımdan kaçtıkları gördüğümde
Acımı alıp kaçtım hepsinden...
Acının sesini kısmak için
Sabahtan akşama kadar müzik dinliyorum.
Gece oluyor
Başımı yastığa koyar koymaz
Acının nakaratı
Sağır ediyor kulaklarımı.
Bu şarkı niye
Böyle vuruyor beni
İçime bir ağrı çöküyor
Nefes alışım aksıyor
Acımın tek tanığı yine benim aralıksız...
İnsan, uyurken içinin acıdığını, yüreğinin yandığını hisseder mi? hissedermiş meğerse duyguları ete, kemiğe büründüğünde...
İnsanın duyguları ete, kemiğe bürünmüşse; bu, acısının tanığı sadece kendisinin olmasındandır...
Herkesin kalbi var da herkesin kalbinde duyacak kulak, görecek göz yok.
Sınırsız sevmeli diyorsun
Yağmur gibi yağan sevgime
Bir bardak suyu esirgedin
Çölünde gül nasıl serpilsin!
Cılız sevgini ben besledim
Şiir anlatılmaz yaşanır
Lakin çok acı çektiriyor
Çektirdiği acıya bile aşık olup
Rüyalardan firar etmekmiş
Uykusuz sabahlara dümen tutup
Rotasında yol almakmış
Adın, dilimden içime kök salarak
Dünyalara dallanıp budaklanıyor
Özüme yaz yağmurları yağdırarak
Sevdanın deryasına ulaştırıyor
Duygularım çocuklar gibi şen şakrak
Köyün girişinden yaklaşık yüz metre kadar uzakta olan tarlamıza gelişimizin bu ikinci günüydü. Sabah altı buçuk civarlarında kalkıp, kahvaltımızı yaptıktan sonra yola koyuluyorduk. Her zaman olduğu gibi eşeğin üstündeki heybemizi indirip tarlanın tırmanında bulunan ağacın altına koyduk. Babam, annem, abim ve iki ablam oraklarını alıp kaldıkları yerden ekini biçmeye başladılar.
Ben, dün çakıl taşlarından yaptığım evin üstüne, küçük küçük kırdığım dalları dizdikten sonra poşet serip toprak döktüm. Evimin toprak damı da tamamdı. Sonra bahçe yapıp, yapraklardan ağaçlar diktim. Komşum da tarlamızın bitişiğinde bulunan arıcı amcaydı. Tabii arıcı amcanın onu komşum yaptığımdan haberi yoktu. Oyun oynamak böyleydi zaten haberinin olmasına gerek yoktu. Yalnız arılarını hiç sevmiyordum. Geçen sene göz kapağımdan soktuklarında onları düşmanlarım ilan etmiştim. Vicdansızlar beni kaç defa üst üste sokmuşlardı. Hele günde iki defa soktuklarında yüzüm balon gibi şişmiş gözlerim sanki kaybolmuştu. Bu sene daha temkinli davranıp etrafımı sık sık kontrol ediyordum.
Düşüne düşüne markete gidiyorum. Kafa bir milyon. Düşünce yumağındayım. Birden ilham perisi yanıma gelip ''Düşünüp durma. Şu şu mısraları yaz çabuk'' dedi. Bende:
''Sen eve git, beni bekle. Geldiğimde bana hatırlatırsın hemen yazarım'' dedim. Niye eve gidecekmiş de zaten aylardır korona yüzünden evde kapalı kalmış da.''
''İyi tamam beraber gidelim o zaman'' dedim. Telefonu alıp sayfayı açtım, o söylüyor ben yazıyorum. Yalnız bu arada, ayaklarım yürüyor, ben telefonun içine girdim, daha doğrusu şiirin içine girdim bir yere baktığım yok. Evde de böyleyim, şiir yazıyorsam ne kimseyi duyarım, ne de kimseyi görürüm.Telefon çalsa bakmam. O kadar yani. Sanki bu dünyadan çıkıp, başka bir aleme gidiyorum. Evde, oturup yazdığım için bi' yerde sıkıntı yok. Dışarıda durum böyle olmadı. Yürüye yürüye yazmaya devam ederken, birden ağaca kafa attım. Ağaç bana bakıyor, ben ağaca. Ağaç, sinirli sinirli bakıp: ''Sen ne yapmaya çalışıyorsun, amacın ne, benim tepemden mi gideceksin markete? deyip, hım yaptı. ''Affedersiniz'' deyip kaçtım oradan. Ben, o ilham perisine sorarım. Hâlâ kafam ağrıyor.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!