"Nasılsın?" diye sorma hakkını çoktan kaybettim, biliyorum. Aslında bu satırları yan yana getirmenin, sessizliği kelimelerle bölmeye çalışmanın mantıklı hiçbir açıklaması yok. Çünkü ben senin hikayenin hiçbir yerinde ana karakter olamadım; sadece kendi gölgeme sığınmış, seni uzaktan ve gürültüsüzce seven bir yabancıydım. Bir gün tüm cesaretimi kuşanıp kalbimi önüne serdiğimde, aldığım karşılık keskin bir "hayır" olmuştu. O gün, gerçeklerin o soğuk ve aşılmaz duvarıyla tanıştım. Zamanla bu yokluğu kabullenmeyi, kırık dökük de olsa yola devam etmeyi bir şekilde öğrendim.
Sana doğru tek bir adım atmadım, sessizliğini bozacak ya da hayatının ritmini kaçıracak tek bir hamle bile yapmadım. Çünkü çok iyi biliyordum ki; bir ruhu gerçekten sevmek, onun çizdiği sınırlara ve seçtiği sessizliğe koşulsuz saygı duymayı gerektirir.
İnsan birini unutmaya çalışırken zihninin onu rüyalarla sınamasını bir yere kadar anlar. Fakat aradan upuzun mevsimler geçmişken, seni hatırlatacak tek bir iz bile yokken her gece perdelerimin arkasında beliren yüzün, içimde susturamadığım sorular doğuruyor: Gerçekten iyi misin? Hayatın istediğin limana vardı mı? Yüzün gülüyor mu?
Bu soruların peşine düşmeye de, cevaplarını öğrenmeye de hakkım olmadığını çok iyi biliyorum. Belki de hafızamın bana oynadığı o eski, acımasız ve incitici oyunlardan biridir bu; anlamdan yoksun, sıradan gece sanrıları... Yine de içimde tarif edemediğim bir huzursuzluk dalga dalga büyüyor. Artık gözlerimi kapatmadan hemen önce o tanıdık korku boğazıma düğümleniyor: "Dilerim bu gece uykuma sızmazsın." Seni görmekten kaçtığım için değil; her sabah uyandığımda, göğsümün tam ortasında açılan o dipsiz ve soğuk boşlukla yeniden yüzleşmekten yorulduğum için...
Çünkü sen benim için yarım kalmış, sonu yazılamamış bir kitap bile değilsin. Sen, kapağı hiç açılamamış bir hikâyeydin. Belki de bu yüzden yükün bu kadar ağır, bu yüzden ruhumu bu denli eziyor. İnsan yaşadığı, tüketebildiği acıları bir şekilde sindiriyor da; hiç var olamamış, ihtimaller dünyasında asılı kalmış hayallerin ağırlığını taşımak çok daha güç oluyor. Kalbi asıl yaralayan elindekilerin kaybı değil; hiç dokunamadığı, hiç sahiplenemediği o uzak rüyalarıdır.
Artık sana dair içimde en ufak bir beklenti kırıntısı bile taşımıyorum. Bir gün bir sokak başında karşılaşmak, ayaküstü selamlaşmak ya da yeniden bir bağ kurmak gibi hayalleri çoktan uğurladım. Yine de uykunun o en kuytu, en korumasız anlarında, sana doğru fısıldadığım tek bir cümle kalıyor geriye:
Umarım iyisindir.
Umarım hayat seni incitmiyordur.
Umarım geceleri başını yastığa koyduğunda, içindeki o amansız savaşlar dinmiş, yerini huzura bırakmıştır.
Umarım kalbin hiçbir kırgınlığın gölgesinde kalmamıştır.
Ve umarım yanı başında, senin kıymetini bilen, seni hak ettiğin gibi saran insanlar vardır.
Çünkü bazen birini sevmek, onunla aynı gökyüzünün altında buluşmak değil; araya yollar, yıllar ve yabancılar girse bile, onun sadece iyi olduğunu bilmeyi istemekten ibarettir. Benim senden kalan enkazın içinden çıkardığım son şey de bu... Bir özlem ya da sitem değil, sadece sessiz bir dua. Nerede olursan ol, hangi iklimi yaşıyorsan yaşa; yolun beni teğet geçmiş olsa bile, ben kalbimin sendeki o saf halini hiç kirletmedim. Sen benim bu hayattaki en gizli, en gürültüsüz duamsın.
Maraşlı OsmanKayıt Tarihi : 13.07.2026 19:19:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!