Selahattin Yetgin Şiirleri - Şair Selaha ...

Selahattin Yetgin

Adını aydınlık koydum karanlıkların,
Yıldızların tümüne gözlerini serdim
Senin için deldim sıra sıra dağları
Her kurşunun peşine yüreğimi saldım.

Kırık mısralarda besledim bu aşkı

Devamını Oku
Selahattin Yetgin

sevdalı bir fotoğraf gözlerimde
bıkkın tohumlar zemherisi avuçlarım
tanımları aşka çıkıyor yeni sevgilerin
eski yanlışlar yal/an/larla sevişiyor
umarsızlık kendi yatağını arıyor
minarelerde avaz hıçkırıkta sala

Devamını Oku
Selahattin Yetgin

Gizli sevdalar büyür yaşamın burçlarında,
Hayat, pembe gülüşlü bir bebektir gülüm.
Sana dizilen şiirlerden bir sevda yarat,
Göğsündeki ateşle fırtınalara meydan oku..

Türküler derleyip yaşama dair, gövdeme ağan son yaz ışıklarında çiçek ürpertilerini duyumsarım gözlerine dalınca. Bu kadar kalabalığa karşın, bu kadar aymazlığa rağmen tas tas sular dökersin gözlerinin pınarlarından yüreğime. Ceylanlar gibi sekerek yürürsün asla sevemediğim kaldırımlarda.

Devamını Oku
Selahattin Yetgin

Renksiz ızdırap biriktirdim gönül heybemde
Güneşin avuçlarından iyotlu sular içiyorum
Uzak dağlarda hayallerle sevişiyor insanlar
Dudaklarında kimi yılgın, kimi ahraz bir türkü
Şuursuz bir kırılganlık belki de sorgularım
Sevdanın ruletini döndürüyor yüreğimde bir kadın

Devamını Oku
Selahattin Yetgin

Bir düşü boğdum yüreğimde
Kimliksiz bir yankıydım odasında
Tanıdık nidayla sokulurdu ruhuma
Kimi hiç bilmediğim bir sözdü
Kimi göğsümde ansız sızıydı
Küfrümün helalleşmeyen yüzüydü

Devamını Oku
Selahattin Yetgin

Uğultulu ve çılgın bir kısrak yürüyor içimde
Yeryüzünün tüm kirli sularında yıkanıp
Bir çoban çadırında dinlenmek istiyorum.

Emzirsin cesedimi şimdi yarasalar
Uyandırmasın isterse o masal devleri

Devamını Oku
Selahattin Yetgin



Sevdamın damarı sızmış Nil’in kollarına
Sarmış dallarımı çok uzaklara taşıyor sular
Bir kadın kumlara saklamış yorgun ruhunu
Güneşli bir gün akıyor terli avuçlarımdan.

Devamını Oku
Selahattin Yetgin



Gözlerinin ipek yollarına kervanlar saldım, özlemdir yüküm
Heybemde şiirlerle, ruhumdaki sevgiyle rotam sana gülüm
Senin sevdanla geçerim upuzun çölleri, vız gelir bana ölüm
Yak aşkla mumlarını, sevişerek cennetine girmek istiyorum

Devamını Oku
Selahattin Yetgin

Saçları dağınık, yüzü asıktı gecenin. Yorgun dakikalar saatlere dolanmış, saniyeler kahkahalar atıyordu fırıldak gibi. Dönüyordu başı mevsimler gibi. Dönüyordu gözleri başka yüzyılları arar gibi. Dağınık yatağından kalktı, bitkindi, sendeledi, düzeltmeye çalıştı saçlarını. Köşedeki aynada saçlarını yeniden gözden geçirdi. Elleri ilişti köşedeki sürahiye. Bir bardak suyu doldurdu bardağa ağır ağır, içti bir dikişte.
Gece bitmişti ve gündüz sızıyordu perdelerden içeri. Fırtınalı bir gece geçirmiş, dingili kırılan bir saban gibi toprağı eşelenmişti. Durmaksızın çalan cep telefonuna onlarca çağrı, onlarca mesaj gelmişti. Ancak hiç birisine merak edip bakmamıştı. Bulutların altında bir başınaydı ve geceye sarılıp uyumaya çalışmıştı.
Dünkü gecenin yağmurundan, sellerinden sadece miller kalmıştı geriye. Utangaç bir geceydi sarılıp yattığı. Umutlarını, düşlerini, hayallerini bir çırpıda satıvermişti. Temiz çarşaflar serdi karyolasının üstüne. Başı dönüyordu ve hissettikleri anlatılamıyacak kadar büyüktü. Çantasını karıştırdı ve paketteki son sigarasını titrek elleriyle yaktı. Derin bir nefes çekince bedenine can gelir gibi oldu.
Saate ilişti gözü ansızın. Körükörüne bir şekilde dolanıp duruyordu saniyeler akrep ve yelkovanın çevresinde. İçini açarak bakmak geldi garip bir dürtüyle. Bütün parçalarını masanın üzerine yayıp incelemeyi düşündü. Sonra vazgeçti. Kalktı, gece boyunca damlayan musluktan bir bardak su daha doldurdu. Acıktığını hissedince dolabı karıştırdı. Yiyecek birşeyler aradı, ancak iştahını açacak birşeyler olmayınca kapattı buzdolabının kapağını.
Perdeyi araladı. Dışarıda insanlar çoğalmıştı. Hızlı hızlı yürüyorlardı. Kiminin koltuğunun altında birkaç gazete, kiminin elinde poşetler sallanıyordu. Hışımla çekti perdeyi, giyinip çıkmalıydı dışarıya. Çünkü içi daralıyordu. Acele acele üzerini giyindi, kapının ardındaki anahtarı yerinden çıkardı ve kapıyı dışarıdan kilitleyerek hızla indi merdivenleri.
Apartmandan dışarı adımını atınca rüzgâr yaladı saçlarını. Gözleri sulandı ve dudaklarının kuruduğunu hissetti. Nereye gideceğini, nerelere sığınacağını bilmiyordu. Telefonunu yokladı elleriyle. Evet, çıkmadan önce almıştı onu çantasına. Hem yürüyor, hem de gidebileceği bir yeri düşünüyordu. 'Sıcak birşeyler içmeliyim' diye düşündü. Bir pastahaneye daldı ve birkaç simitle bir fincan çay ısmarladı kendine.

Devamını Oku