Yoksun şimdi yanımda
Yoksun artık rüyalarda
Bir fenerim de yok aydınlığa
Yürüyorum aşkın hatıralarına
Yoksun yüreğimin haritasında
Çöl kaktüslerinin yalnızlığını duyarken yüreğinde, sen de benim sensiz ölüşlerimi bilmiyeceksin asla. Güller ekip vahalarına, bu şehrin sokaklarında salkımsöğütler gibi acılara tutunduğumu, seni her düşündüğümde, her özlediğimde hece hece aşkını dokuyup dizelerde yüreğimin suları ile ülkene yol aldığımı bilmiyeceksin. En dayanılmaz acıları senin için çektiğimi, senin için gizli sevdalara düştüğümü asla anlayamayacaksın.
Ekmek pişiren kadınları görürdüm ellerine bakınca. Mis gibi bir yufka ekmeği dolardı sen gelince odama. Gözlerine bir bakışta, arzuların en mükemmelini yaşar, yağmurlar yağardı yüreğime, dertlerini önüme dökünce. Seni dinledikçe kova kova sular dökülürdü gönül bahçeme, seni seyrettikçe ölümler bir hiçe dönüşürdü.
Kendimden her kaçtığımda, yalnızlığın tutkulu kanatlarının altına her girdiğimde, uzaklarda bir köye duyduğum özlemle senin hasretini duyumsadım günlerce. Bileklerindeki mavi nazarlık halkalarını ve gülümsemelerinin ardındaki düş rüzgârlarını asla yüreğimden uzak tutmadım. Dünya alabildiğine küçük, aşkım yücelerden yüceydi. Pişmanlıklarının parmak boğumlarında içindeki fırtınalara hep göğsümü siper ettim.
Oysa, zehirli bir sarmaşık'mışsın sen. Gündüzler topaç gibi çevrildi gözlerimizin önünde. Gecelerde Ay'dan halkalar geçirdim boynuna. Sevmek, her gün yeniden inanmakmış aşka. Sevmek, her gece kor alevlerde yanmakmış. Günlük sorunlarla boğduk bu kutsal sevdayı. Hiçbir emel fayda etmedi pişmanlıklarımıza. 'Yarın, yarın' diye geçirdik koca bir ömrü.
Nice nice sevdalar tanıdım, sana benzeyen. Huysuz bir sevdanın dadısı olduk birbirimize. Kendi kabuğumuzda balyozlu devlerle savaştık ve bu sevdanın ininde hep cüce kaldık. Ebedi bir uyku aramışım ben aşk'ta. Tutup saçlarından çılgın bir zamanın, bir bir kapılarını açtım aşkın. Göğsümün saydam çizgisinde solurken, sevgisiz bir dünyanın kapılarını çekerdik üstümüze.
Yaşam bir satırbaşı gibi durur oysa. Avuç içi kadar yüreğinde bu aşkı barındıramadın. Düşüncemin kutsallığında kayboldun, yittin ve bu sevdanın fidanını sevgisizliğinle kuruttun. Yaşam ile ölüm arasındaki eflatun çizgide uzak denizleri düşleyebilirsen anlarsın bu yaşamı. Seyrettiğin yaşam pencerelerinden gözlerime bakma bir daha. Bu sana son şiirim, son sözlerim belki de. Geçmiş, geleceğine karanlık çizgiler çekmeden, sen de, sende bitir bu sevdayı. Aşk'ın suskun ilâhilerini ruhunda taşıyamayan, bu sevdanın ağırlığı altında ezilen, günlük mutluluklarla ömrünü harcayan anlaşılmaz bir sevda yolcususun sen.
Masallara belediğin çocuk gönlüm büyüdü sonunda,
Beni sevmelerden, beni dipsiz kuyulardan kurtarsana.
Bir dönüş türküsüyle avuttun, kandırdın şu yüreğimi
Gönlünün zindanlarında yalnızım, arada bir uğrasana…
Hayatından gelip geçen bir bezirgan say beni. Tut ki seninle aşkı hiç yaşamadık, hiç ağlamadık bir şarkıda. Gecelerce birbirimizi düşünmedik çıkmaz bir sokakta. Sesine koşmadım ölümü hiçe sayarcasına. Tut ki, bu sözlerle başlayan bir sevdayı attık dipsiz kuyulara. Sil at şimdi bu sevdayı mağrur kelebek. Geriye yalnız kentler, hatıralar, sana yazılan ölümsüz sözlerim kalsın.
Her gün yeniden aklımın içinden akıyorsun
Özümle taşıyorum seni, sevincim oluyorsun
Çocuk ellerimden tutup okyanuslara atıyorsun
Beş iklimin ırmaklarından arındım, sana geldim.
Nice güneşsiz sabahlarda kundağımdın benim
Zemheri bir bakışla ısıtıverdi gözlerin suskun yüreğimi. Bir demet gülle girip kapımdan, kucaklar dolusu kır çiçeğiyle uğurladım seni. Bir sevda merhabasının yangınlı sözlerinde konuklamak isterken seni, dokununca solacak bir çiçek gibi baktım gözlerine. Güneşin suskun halkaları yansımıştı yüreğine ve sana olan özlemimi günler geçince anladım.
Sen nadide çiçekler gibi sokuluverdin bahçeme. Bizi birbirimizden ayırmak isteyen zamanın kanatlarına tutunup kıyıya varamadan gücü tükenen bir kazazedenin bitaplığını hissettim ardından bakarken. Kendi gülüşlerine yabancı onlarca insanın yaşadığı bu yerkürede, sessizliğin sözlerini kundaklamasını isterdim. Buğulu bir bakışın müzik notalarından sana besteler derleyip, düş ve gerçek arasındaki boşlukta kendinle bir başına kaldığını anladım.
Yaşamak bir şarkı, yaşamak bir sevda anlayacağın. Yasaklanan bir buluşmanın cesaret tepelerinde, bu şehrin kalp atışlarını dinler gibi sana yürümek varken, sesinin aydınlattığı bir karanlığa yürümek mutlandırırdı oysa beni. Aşka yürüme çabalarım, sevgiyi bulma uğraşım, kapımda tomurcuktan ayrılmayı bekleyen bir gülün yazgısı gibi dururken, sessiz kalışlarımdaki feryatları anlamanı dilerdim.
Ne pahasına olursa olsun yaşanacak bu hayat. Yaşamın çelik kanatlarına tutunup, rüzgâra rağmen geçersin yaşam kilometrelerini. Kutsal bir direnişle tüm olumsuzluklara kafa tutar, oynarsın yüreğinin savaşçı kişiliğini hayat sahnesinde. Yürüdüğün yolların engellerine hiç aldırmaz, hedeflediğin yüce dağ zirvelerini bir solukta tırmanırsın.
Engindir denizlerin, fırtınalı bir limandır belki yüreğin. Kimbilir belki de dokunulmaz bir yanın var ve ben onlarca ağacın gövdesine nakşettiğim sevda sözlerimde biraz da seni karalamayı istedim. Kayalara vuran ve ışıltısı yine denizlere savrulan onlarca zerreciğin tekrar aynı noktaya vurması ne kadar zor ise, benim sevda sızılarımın bizi aynı düşüncelere itmesi de o kadar kutsal anlayacağın.
Pusulası sağlam bir gemidir, sevgiyle yolculuk ettiğin. Kırk yerinden yamalı bir sevda bohçasıyla düşüp aşkın gizemli yollarına sana rastlamayı ummak, bakışlarından aldığı cesaretle bilinmez bir yolculuğa çıkmakla eş değerdir. Özgürlüğünün tehlikeleri umursamaz yol haritasında unutuluşları, acımasız ve yokoluşlara belersin. Sevecen ve korkusuz adımlarında karanlıklar saygıyla eğilirler senin önünde.
Kar yağıyor ruhumun aydınlığına, mevsim terli bir sevişmede
Yağmur dökülüyor saçaklarımdan, gönlüm vesikasız çelişkide
Derinliklerime yumurta bırakıyor balıklar, fırtınalar denizimde
Yüreğimi talanlıyor aşk, kirli elli bir çocuk ağlıyor gövdemde.
Sarılıp uyusam ateşin kollarına, kırılsa tenimin aşktan sürgünleri
font face='Book Antiqua' font size='4 pt' color='black'
Asırlardır bardağıma dolan aşk meyi, boğazımdan akan sevda suyusun
Hercai bir ömrün belki de son demi, yüreğimdeki eşsiz yaşam nurusun
Coğrafyanı geçerek ruhuma ulaşır ırmaklar, kurumayan tek yolumsun
Sen benim en ölümsüz düşüm, seven yüreğimdeki tek yangın öpüşüsün
Renksiz ızdırap biriktirdim gönül heybemde
Güneşin avuçlarından iyotlu sular içiyorum
Uzak dağlarda hayallerle sevişiyor insanlar
Dudaklarında kimi yılgın, kimi ahraz bir türkü
Şuursuz bir kırılganlık belki de sorgularım
Sevdanın ruletini döndürüyor yüreğimde bir kadın
Bir düşü boğdum yüreğimde
Kimliksiz bir yankıydım odasında
Tanıdık nidayla sokulurdu ruhuma
Kimi hiç bilmediğim bir sözdü
Kimi göğsümde ansız sızıydı
Küfrümün helalleşmeyen yüzüydü
Uğultulu ve çılgın bir kısrak yürüyor içimde
Yeryüzünün tüm kirli sularında yıkanıp
Bir çoban çadırında dinlenmek istiyorum.
Emzirsin cesedimi şimdi yarasalar
Uyandırmasın isterse o masal devleri




-
Ufkun Yaren
-
Ahmet Durgut
Tüm YorumlarBütün sorguların enleminden koparmıştım seni
İçimizdeki hoyrat sevilerin çarşafına tutunarak
Dudaklarımdaki istem ötesi hareket olmuştun
Ellerinin hoyrat kelepçelerinden sıyrılamadan
Duvardaki saatlerin zembereğine dolanmıştın
Tebriklerimle..10 ve listem..Ufkun YAREN
TEBRİKLER... sn Selahattin Yetgin... başarılar diler, saygılar sunarım. Esen kalınız.