Ne zaman yokluğunun imkânsızlığına koşsam bir yığın umutsuzluk karşılar beni
Ne zaman yüreğinin sözcüklerine el atsam ihtiraslarının labirentleri sarar beni
Ne zaman asi yüreğinin fırtınalarına yakalansam bir yılkı atı üzerinden atar beni
Ne zaman gelsem kapını çalmaya mağrur kelebek, hep vahşi tabiatın ağırlar beni...
Günlerdir sana rastlamayı umarak dolaştım bu garip yerkürede. Gözyaşlarının denizine dalarak sevgilerden saraylar yaptım sana. Hep ben konuştum, ben sevdim, ben özledim. Bazen de seninle yer değiştirerek anlamaya çalıştım seni. Kırılgan sözcüklerle bezeliyken yüreğin mühürlü dudaklarına bile haram ettin sevmeleri. Korkular sarmış bedenini kelebek, ne yapsan bitmeyecek. Sen korktukça bu yürek seni bir masal diyarında hep özleyecek, özleyecek, özleyecek.
Özlemin yapraklarını aşındırırken günler
Yüreklerinde kurgulu tafralarla öpüşüyor
Dönence vakitlerinde sevgililer
Nefes dil ararken dudağa
Sen gelince güzelim, içimin karanlığı aydınlanır.
İnce bir sızı gibi kaplarsın şu yalnız bedenimi.
Çünkü sesin, daralınca tutunduğum bir dayanaktır,
Önüme her öğün konan azığı bile görmez gözüm.
Hüzünlü çehreme aldanıp gözyaşını dökme içerime. Yazmaya kalksam, hüznümü anlatmaya kalksam boşalmaz içim, tükenmez kalemim. Yitik bozkırlar düşer gözlerimin önüne. O bilinmez rüyalarda, yalnızlığımın buğulu suretlerini seyrediyorum. Gecemin düşleri arsız, nereye adım atsam balçık, nereye yürüsem ıssız.
Siyah Afrika’da açmıştı yaşama gözlerini minik Abi Tako
Kıvır kıvır saçları, tanımsız bir saflık vardı çocuk yüzünde
Geceler korkuyla inerdi Guinea-Bissau’ya, karanlıktı evleri
Annesinin sırtında dolaşırdı Afrika’nın çorak, gizemli çöllerini
Minicik avuçlarıyla kuru memeye saldırdı günlerce Abi Tako
Susuz topraklarda, silah sesleriyle irkilirdi, yumunca gözlerini.
/Ölgün bir zaman düşünüşü içimde
Yürüdükçe özlemine, taşınıyorum yüreğine/
Çökük avurtlarımı teğet geçiyor rüzgâr
Yaşamın salkımında çürük bir taneyim
Bir dalgınlık anıdır gözlerinde kalmak
Fikrimin gün batışlarına sarılmaktır ah
Üzüm gözlerin gönlümün zindanlarında
Yıllardır kutsal bir aşk içkisine dönüştü.
Senin sevdan, illâ senin sevdan,
Şu yüreğime bir ay, deniz ve güneşti...
İçinin sellerini boşaltmadan önce, gözlerin böylesine bıçkın, böylesine turkuaz düşmemişti yurduma. Ellerinin bahar salkımları gövdeme ağınca yeşillendi bahçelerim, ufkum aydınlandı ve yeniden sevdaya düştüm. Sen aklanınca masum çocuklar gibi gülümsedin gözlerime, omuzunu eğen yükleri boşaltınca pazarıma, ılık ılık bir sevda düştü yüreğime.
Dağların en yücelerine çıkıyorum yine. Karlı yücelerde bağdaş kurup oturacağım. Sevginin hikayesini anlatacağım yıldızlara. Şu kısacık ömrü yalınayak yürümüşüm, farkında olmadığım güzellikleri elimin tersiyle itmiş, yaldızlı güzelliklere kanmışım. Sevmenin kolay olmadığı bu yerkürede kırılgan şarkılarla dost, vefasız insanlarla sırdaş olmuşum.
Yağmurlar yağmış mevsimlerce üstüme. Öfkelerimi toprağa tohum gibi ekmiş, her baharda açan öfke çiçeklerinden buket buket derlemişim onlara. Sahte gülücüklere kanmış, canımı verdiklerime kendimi hırpalatmışım. Yılmamışım, her fırtınada çadırımı toplamış yeniden çıkmışım dağlara. Rüyalarda gerçeği, günlük yaşamda sahtelikleri yaşamışım her an. Umutlarımı vermişim çocuklara. Onlara söğütten düdükler yapıp çığlıklarında mutlanmış, deli ırmak kenarlarında huzurla uyumuşum.
Mevsimler dönmüş durmadan. O mevsimlerin hızıyla öğünmüşüm un gibi. Çilelerimi yumaklara sarmış, yüreğimin katran nasırına göz yaşımı belemişim. Kaypak sevgileri gönlüme merhem niyetine sürüp acıların zehrini içmişim kana kana. Gözlerimdeki yaşı anılarla silip, sahte sevgilere ağıtlar yakmışım yıllar yılı. Yaşamın isimsiz tortularını biriktirmişim seni seven deniz yüreğimde.
Bu yıllarca ovalarına akan boz bulanık çaylarım da durulacak elbet. Aka aka ülkenin ovalarını yerle bir edecek, millerin seni bana getirecek. Denizlere ulaşacağım, mavi umutlarım olacak benim de. Yıkılan, sular altında kalan kentlerim görecekler gök yüzünü. Göz yaşlarım boşuna akmayacak bir daha. Bunca sevmişliğim, sana yanıp yakılmışlığım da bitecek gülüm. Sonbaharda yaprağını döken her ağaç beni anlatmayacak bir daha.
Bir it gibi yaralarımı yalaya yalaya döneceğim hayata. Kanatlarımın üstünde evreni taşıyacak kadar güçlü olacağım. Tüm denizlere olta atıp melez zevklerimi tatmin edeceğim. Kokunu da atacağım içimden ve aşkın gibi sensizliğe de alışacağım. Yüreğindeki kirli döşeklerden bir şafak vakti kalkıp hiç bilmediğin, beni asla bulamayacağın uzak yüzyıllara yürüyeceğim.
Her gün yeniden okudum bana yazdığın son oyunu. Kimseyi karıştırmadım aktörlüğüme. Papatya falları açtım sevginin yapraklarını yolarak. Nereden başladıysam hep sen çıktın karşıma. Kendime alkışlar sundum beni izleyenlere inat. Sevgilermiş düşünceleri harmanlayan, yalnızlık daha sana doymadan kalkmış soframdan. Ellerimin yara bereleri sana isyanımdan, gönlümün, sana vurulmuşluğumun dışa yansıması anlayacağın.
Adını aydınlık koydum karanlıkların,
Yıldızların tümüne gözlerini serdim
Senin için deldim sıra sıra dağları
Her kurşunun peşine yüreğimi saldım.
Kırık mısralarda besledim bu aşkı




-
Ufkun Yaren
-
Ahmet Durgut
Tüm YorumlarBütün sorguların enleminden koparmıştım seni
İçimizdeki hoyrat sevilerin çarşafına tutunarak
Dudaklarımdaki istem ötesi hareket olmuştun
Ellerinin hoyrat kelepçelerinden sıyrılamadan
Duvardaki saatlerin zembereğine dolanmıştın
Tebriklerimle..10 ve listem..Ufkun YAREN
TEBRİKLER... sn Selahattin Yetgin... başarılar diler, saygılar sunarım. Esen kalınız.