Selahattin Yetgin Şiirleri - Şair Selaha ...

Selahattin Yetgin

'Sen gelince ellerim ısınır,
Yüreğim harlanır, buzlarım çözülür
Suskunluğumun yağlı kandilleri yanar
Dökülür içimin deli çağlayanları..'

Köpüklenince denizlerin, dökülür içime çağlayanların. Karları eriyince dağlarının, içime baharlar akar, köklerim sürgüne başlar, düğümlenir boğazımda yeşil filizlerim. Kardelenlerim açar, çiçeklerim şarkıya durur, kuşlar konar omzuma.

Devamını Oku
Selahattin Yetgin

Soylu masallar biriktirdim sana, gövdenin yangın ovalarında yer aç varlığıma
Yağmur bakışlarının ülkesine ilticam var, kırarak zincirlerini gövdemi sarsana
Coşkumun sarı denizlerinde isimsiz şiirler gezer, yüreğimin fısıltısını duysana
Efsane güzelliğinin ölümsüz bağlarında şölenim var, gel yar aşkın coğrafyasına

İki yüzü de paslı bir kilit ve uçları yıpranmış bir halat ağırlığı gövdem. Sözümün katmanlarında tonlarca aşk, göğsümün uzantılarında inadına sevda ve ruhumun kıraçlarında yaşamak şarkıları duyulur bu yüzden. Zincir gövdemi sarar, efsane tanrılar aşklarımı kutsar, asırlardır ölümler ruhumun izbelerinde işte bu yüzden gezer. Her gözyaşı kendi ırmağını arar, bundandır isyankâr yüreğimizdeki devinimler.

Devamını Oku
Selahattin Yetgin

Yosunlu bir deniz suskunluğu belki de hayat,
Çığlık emzirdiğimiz anıların en ücra meridyeni
Oysa rüzgârın kendi tasasıdır duvara çarpmak
Kuytudaki menekşeye ruhunu, ellerini sürmek
Kendi yüreğinin hazin gümbürtüsünü bastırarak
Hissedebilmek şimdi ebedi aşkın titreşimlerini

Devamını Oku
Selahattin Yetgin



Nehirler basınca gönlünün tapınağını
Mimoza bakışlarının güneşine yol ver
Aşkın küllerini sarp yamaçlardan serp
Avuçlarında gizle delik deşik göğsümü.

Devamını Oku
Selahattin Yetgin






Bir yelin öfkesi yapışmış yüreğimin sandalına, girdapta dönerken hüzün

Devamını Oku
Selahattin Yetgin

Kıyam/et bildirileri besteliyor insanlar barakalarda, yüreklerinde nasır
Gök incinmiş bir atlas, kaderin ve kederin sahipsiz tabuları tende hasır
Hangi tencerede kaynar cenderemiz, hırsın palavraları yaman münhasır
Hoyrat bir düş slâydıymış yaşamak, mutluluğumuz ekrana er geç yansır

Kayıp zemherisinde gidişlerin, sessiz bir eylemdir avuç içimizdeki çizgilerin serenadı. Yokluk içlenişleriyle sıfırlanan, tokluk sızılarıyla hatırlanan kaygılı ağularıyla yıkadığımız ellerimiz. Ne çok istediğimiz, istedikçe ulaşamadığımız asil değerler gibidir onsuzluk.

Devamını Oku
Selahattin Yetgin

Gölgeli bir mevsim var ufukta, yüreğimin dalgalarında hüzünlü bir köpük
Yorgun zamanlar birikti avuçlarımda, soylu bir düşünüş olunca yolculuk
Dudağımda hüzzam tınılar, kırgın nidalar ülkesinde çalıyor unutulmuşluk
Şiirlerimi yüzyıl öteye taşıyor mor kanatlı kuşlar, gagalarında sonsuzluk

Usumuzun karanlık yollarından umutlara topuk vuran kervanların aydınlığa çıkan yolculuklarından alaz bir hüzün yayılır ve çığlıklar ekerek ilerlerler yaşam çöllerinde. Köklü bekleyişlerin çarpılarla demlenmiş molalarında bir sevda hesaplaşması vardır, araya acılar su serpmeden ayrılık ırmaklarına türküler ekeriz. Bu yüzden hicranın nar gözelerinden coşku damlar ve her gidilen adresin kapısında bu yüzden devrilmiş bir ömrün ismi aşkı sayıklar.

Devamını Oku
Selahattin Yetgin

Hep yoksul bir düşünüşün retinasından baktım uzaklara, tükendi gözümün feri
Zamansız merhabaların kuru ağaçlarına astım gövdemi, yıkıldı yüreğimin rahlesi
Yalnızlığın ağlarını attım hep hüzünlü denizlere, kurudu okyanusların derinlikleri
Katran ağdalı bir mutlulukmuş aşk, savurdum yalan kâinatın her karesine şiirlerimi

Şaşkın bir melodinin iyotlu travmasına tutunarak iç sesimin kramplarına yaşam sürmek vaktidir şimdi, sen unutulmazlıklar penceresinden el sallarken mavi gagalı kırlangıçlara. Mevsim kanat çırpma mevsimiymiş yar, gökyüzünün penceresini açarak el sallamak vaktidir aşka.

Devamını Oku
Selahattin Yetgin






Bir giysi biçtim sana, yıldızları toplarsın diye eteklerine

Devamını Oku
Selahattin Yetgin

Yaşamla mayalanan bedenlerimizin hassas ökçesine uzak mutlulukların pulunu yapıştırırız her bayram sevincimizde biz. İnsan düşlerimizin yakasındaki o asil kir gibi nazlı yüreklerimizi coşkulara uğurlar, gönlümüzün çocuksu mutluluklarını üç beş güne sığdırarak o çetin yaşamak ağacına bir çırpıda çıkarak avazımız çıktığı kadar bağırır, masmavi bulutlara el sallarız.

Oysa hızla tükenen mevsimler gibidir hayat. Kendi kabımızın o saydam tabakasında şarkılar söyleriz sessiz, umutlar süreriz yüreğimize kimliksiz, kimsesiz. Bir avuç gözyaşıdır kimi sermayemiz, belki de mutluluk diyerek sevilerimize katık ettiğimiz.

Gönlümüzdeki o bayram sevinçlerine hazırlanıyoruz yine. Mevsimler Ekim’i terk etmeye hazırlanırken biz çetin bir kış öncesinde sevdiklerimizle, eş, dost ve akrabalarımızla bir arada olmanın o anlatılamaz mutluluğuna hazırlıyoruz kendimizi. Evimizdeki eksikler, çocuklarımıza beğendiğimiz bayramlıklar, konuklarımıza ikram edeceğimiz tatlı, çikolata, şeker vb. derken o tatlı koşuşturma ile yuvarlanıp gidiyoruz böyle.

Devamını Oku