Dışlanmış yıldız duruşu var gök/yüzümde
Işıklara muht/aç kentler üşüyor ellerimde
Gelinlik kızlar ölüm içiyorlar sırça taslardan
Güneşi tırn/aklıyor asi bir çocuk sular içinde
Denizler ölüleri yıkıyor tuzla sarmalayarak
Gülücüklerle bezeli bir albümün öyküsünü sarı tonlarında saklar hayat. Her sayfada çoğul bir gülüşle ilerler, bir nefeslik şölen gibi kâh ağlar, kâh güleriz…
Her insanın bir gönül albümü vardır.
Her insanın gülümsediği bir objektif, eşlik ettiği bir topluluk, sevdikleriyle, belki de sevmedikleriyle birlikte poz verdiği resimleri vardır.
Kocaman bir devrandır hayat. Kimimizi değirmen misali henüz kemale ermeden öğütür, kimimizi de kocaman kollarının içerisinde tutarak kâh güldürür, kâh süründürür.
Derinde, çok derinlerde, kimimizin ara ara indiği, kimimizin de hiç bilmediği o ihtişamlı derinliklerde neler gizlidir oysa. Bir ölüm anında misafiri olduğumuz mezarlıklarda, son görevimizi yerine getirmek için tutunduğumuz bir tabutun kollarında, kim bilir belki de bir hasta yatağının başucunda kendimizi sorguladığımız anlar vardır.
İşte öylesi anlardır kendimizle yüzleştiğimiz anlar. Böylesi anlarda avuçlarımızı yüzümüze kapatıp düşündüğümüz o kısacık saniyelerde hayatımız bir film şeridi gibi gözlerimizin önünden gelip geçer. Önce çocukluğumuz, yani ulaşabildiğimiz en uç hatıralar silsilesi alıp bizi çeker kendi derinliğine.
Yapıştırsam bir an, dün ile bugünü bir kareye
İhanet ölümü teğet geçer, sokulur ah kendine!
Kuşlar bu gece de tünemez sahipsiz mezarlara
Kuyularda sular tükenir, sökülür kara çadırlar
Bir yürek daha sustu, gizlendim b/en derinlere
Çığlığımın ezberini bozuyor iç çekişim
Sahnede mavi gözlü şaşkın çocuklar
Ezberimin ritmi bozuluyor yollarda
Avuçlarımda kanayan bir düş yankısı
Sesim acıyla hasbıhal ediyor nicedir
Bütün anlamsız sıradanlıkları aşarak
Ve kendi sırlarımızdan taşarak
Karışmak izdüşümlü satırlara
Ardından yaşlı bir sonbaharı karşılamak
Sonsuzluğa vurulan mühürler gibi
Dört mevsim değilmiş hayat, beşinci boyuttayım
Kesildim kaynağımdan, şimdi yol ayrımındayım
Yürekte katmer acılar, ruhum bozgun yemiş sanki
Neye dokunsam hüzün, küçücük bir oyuktayım
Bütün aynalar kirlenmiş, analar ölüm doğuruyor
Renkler salıp asırlardır akıp giden sulara
Kimi ömürlük, kimi de çeyrek yaşanmışlıkların
Peşinden sürüklensek şimdi fütursuzca
Vaktini doldurup düşen yaprak gibi
Utkular sıralasak yabanıl dilimize
Onurumuzu durmadan kemiren şu yaşamda
Günlerin kaydırağından inerken düze, bir çivi çakılır narin yüreğimize
Gerçekle düş arası bir yalnızlık torbasıdır gönlümüzdeki, kapılırız düşe
Sesler çoğalır içimizde, telaşla sorarız ‘günlerden ne’ diye takvimlere!
An hüzün, içimizdeki yalnızlık zilidir, çaldıkça gülümseriz yiten günlere
Hangi yanardağın artığı gönlümdeki dağlar, kuşların çığlığı var pencerede
Yüreğimin ş/aşkın taşkınında kurumuş orm/anlar
Kıyıda köşede kekre yalnızlık, unutulmuş ağaçlar
Sesimi içimde tutuyorum, ruhumda günsüz acılar
Say ki hiç yaşamadım, bir var, bir yokmuş anılar
Hüzünlerin o ırak istasyonlarında eskimiş yüzüm
Gecenin karanlığından bir yudum alıp
Yitik seslerin üstünü örtüyor kadın
Gözyaşlarını seviştiriyor yalnızlığıyla
Kayıp giden yıldızlar gibi geride yıllar
Hangi sesin peşinden gitse de ayrılık
‘Gel’ diyor içindeki o ses apansız




-
Ufkun Yaren
-
Ahmet Durgut
Tüm YorumlarBütün sorguların enleminden koparmıştım seni
İçimizdeki hoyrat sevilerin çarşafına tutunarak
Dudaklarımdaki istem ötesi hareket olmuştun
Ellerinin hoyrat kelepçelerinden sıyrılamadan
Duvardaki saatlerin zembereğine dolanmıştın
Tebriklerimle..10 ve listem..Ufkun YAREN
TEBRİKLER... sn Selahattin Yetgin... başarılar diler, saygılar sunarım. Esen kalınız.