Rüzgârın duvarına yaslayıp sırtımı
Konuk olsam dağların ufkuna
Titrek bir kavak yaprağı gibi
Sokulsam yaşamın uçurumlarına
Sığınağımı seller basmadan
Vakit sona tamamlanmadan
Kuş sürülerine karışıp şimdi
Apar topar bir yalnızlıktan arınıp
Gidebilsem onlarla çok uzaklara
Ellerimi koynuma dolayıp
Yüreğimi yumuşak bulutlara bırakıp
Sonsuz bir boşlukta yuvarlansam
Eylül fısıltılarıyla sevişir iken başıboş bir rüzgâr
Binlerce resim ve gözyaşı kristalleri denizleri süsler
Anıların eteklerine tutunarak savrulur mevsimler
Yıldız ihtilalı başlar yüreğimde, ben seni düşündükçe
Zehir zemberek bir ömürce tükenir iken hayatlar
Günlerin dünlerden revası asla sorulmazmış
Küreksiz geçtiğimiz izbe mevsimler eskidikçe
Tükenişi fısıldarmış sarı yapraklı takvimler
Mavi sular içtiğimiz o çocukluk günlerimizden
Geriye kalan zarif bir göz aldanmasıymış
Kırık iç çekişleri getiriyor uzaktan rüzgâr
Özlemli tenimde güneş yanıkları
Avuçlarımda kül rengi pişmanlıklar
Hüznümü ağırlıyor gönlümde bir kadın
Küflü aynalardan damlıyor hüzünler
Gövdemin sargıları açılıyor aşk kapımı çaldıkça
Eskimiş kazağımın yakasında hercai kokusu
Hoyrat bir mühür yüreğimin avlusunda
Çekip çıkarsam zulamdan sana dair şiirleri
Dudağımda efsunlu bir söz olur musun!
Yüzünü yüzüme sürerek gülüşümü öper misin!
Uzanıp gecenin o yorgun balasına
Sabrın boncuklarını asmak kapı ardına
Bakışlarının cenderesinde seni düşünerek
Üşümek birikmiş ayazlar penceresinde
Kaderin ve kederin derinlerinde iniltiler
Günün yapışkan tozunu içer iken insanlar
Yalancı güneşe çiçekler atıyor bir çocuk
Bir çocuk parçalanıyor uzak bir şehirde
Ozan yüreğimde meleklerin hıçkırığı
Eskimiş sözcükler çarparken göğsüme
Mavi bir denize düşer ansızın gölgen
Yörüngesini kaybetmiş yıldızlar gibi
Saatler on ikiyi vurmadan sana üşürüm
Hangi doğrular tüketir az yaşanmışlığı!
Yağmurun yüceltisine tutunup şiir okumaktır sana aşk olmak
İyi halli bir dünyanın yükseğine çıkarak mutluluğa sokulmak
Seviler doğuran anaların ellerini sevgiyle öpmek ve ağlamak
Ve unutulmuş sevinçlerin güvertesinde sonsuzluğu kucaklamak.
Türküler asıyorum yüzüme, içimin coğrafyasında bin yıllık kederler. Aşka boyuyorum sokakları, ellerimde üşümüş düşler. Dudağımdan ismin düşmüyor asırlardır, nicedir yasta zamanlar. Köpüklü nehirlerde yıka ruhumu yokluğumda yar, kangren sırlarla geçemez sevdanın coğrafyasını sevgisiz gemiler.




-
Ufkun Yaren
-
Ahmet Durgut
Tüm YorumlarBütün sorguların enleminden koparmıştım seni
İçimizdeki hoyrat sevilerin çarşafına tutunarak
Dudaklarımdaki istem ötesi hareket olmuştun
Ellerinin hoyrat kelepçelerinden sıyrılamadan
Duvardaki saatlerin zembereğine dolanmıştın
Tebriklerimle..10 ve listem..Ufkun YAREN
TEBRİKLER... sn Selahattin Yetgin... başarılar diler, saygılar sunarım. Esen kalınız.