Bu çağın kalleşi
hançer taşımaz artık.
Kravat takar,
ekranlara çıkar,
güler...
Gülüşünün altında
bir ülkenin yorgunluğu saklıdır.
Selam verir,
eli değil
hesabı uzanır sana.
Dost der,
cüzdanını yoklar önce.
Kardeşim der,
omzuna değil,
sırtındaki yükün ağırlığına bakar.
Bir avuç alkış için
şerefini bozdurur.
Üç beğeni uğruna
vicdanını satar.
Yalanı büyütür,
gerçeği susturur.
Sonra adına
başarı derler.
Bakıyorum...
Meydanlar kalabalık,
ama insanlar yalnız.
Sokaklar aydınlık,
yürekler karanlık.
Çocukların düşü
betona gömülüyor,
işçinin teri
borsada rakama dönüşüyor,
çiftçinin toprağı
rant haritalarında kayboluyor.
Ve birileri
memleketi sever gibi konuşuyor,
ama ağacın gölgesini,
derenin suyunu,
emeğin ekmeğini
parça parça satıyor.
Ey kalleş!
Ne sanıyorsun?
Tarih,
reklam panosu mudur?
Halk,
satın alınacak bir kalabalık mı?
Yanılıyorsun.
Çünkü en uzun gece bile
sabahı gizleyemez.
En büyük yalan bile
gerçeğin ayak sesinden kaçamaz.
Bir gün
fabrikaların düdüğü,
üniversitelerin koridoru,
tarlaların rüzgârı,
limanların pas kokusu,
mahallelerin çocuk sesi
aynı cümleyi kuracak:
"Yeter!"
İşte o gün,
sahte yüzler dökülecek.
Maskeler değil,
yüzler parçalanacak.
Paranın susturamadığı
bir türkü yükselecek meydanlardan.
Ve biz,
bir avuç umutla değil,
milyonların yüreğiyle
yeniden kuracağız yarını.
Çünkü bu memleket,
kalleşlerin bıraktığı enkârdan büyük;
çünkü halk,
en sonunda
kendi sesini mutlaka bulur.
Ve o ses,
ne satın alınır,
ne susturulur,
ne de diz çöker.
Kayıt Tarihi : 14.07.2026 01:38:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!