On dört yaşındaydı daha,
çantasında defter, cebinde umut vardı.
Bir sabah adliye koridorlarına düştü ömrü,
takvimler yürüdü...
çocuk büyüdü,
dosya büyüdü,
bekleyiş büyüdü.
Yirmi yedi yaşında
parmaklıkların gölgesinde
öğrendi zamanın ne kadar ağır aktığını.
Ey kardeşlerim,
söyleyin bana,
on üç yıl süren bir mahkeme
yalnızca takvimden mi çalar?
Yoksa bir insanın gençliğini,
anasının uykusunu,
babasının alnındaki çizgiyi,
sevdiğinin gözlerindeki ışığı da mı götürür?
Bir dükkân açacaktı,
kepengi umutla kaldıracaktı her sabah.
Olmadı...
Dosyalar, hayallerden önce açıldı.
Bir yuva kuracaktı,
iki yüzüğün arasına
ömür koyacaktı.
Olmadı...
Beklemek, nikâh tarihinden uzun sürdü.
"Gelmezsen biteriz..." dedi sevdiği.
Gidebilirdi.
Dönmeyebilirdi.
Ama döndü.
Çünkü inandı adaletin
er ya da geç
insanın yüzüne bakacağına.
Şimdi soruyorum size kardeşlerim;
Bir ülkenin en ağır yükü
taş değil, demir değil,
geciken adalettir.
Çünkü geciken her karar,
bir annenin saçına ak düşürür,
bir babanın omzunu büker,
bir gencin ömründen
en güzel yılları alır.
Biz yalnız mahkeme beklemeyiz;
iş bekleriz,
ekmek bekleriz,
sevda bekleriz,
gelecek bekleriz.
Ve bilinsin ki;
Adalet,
yalnız mahkeme salonlarında yazılan karar değildir.
Adalet;
bir çocuğun gençliğini çalmamak,
bir annenin gözyaşını çoğaltmamak,
bir insanı yıllarca belirsizliğe mahkûm etmemektir.
Ey kardeşlerim...
Günün birinde
takvimler değil,
vicdanlar konuşsun.
Çünkü bir ülkede
adalet zamanında gelmiyorsa,
yalnız insanlar değil,
umut da hüküm giyer.
Kayıt Tarihi : 2.08.2026 16:53:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!