Kim nasıl anlatır bilmem kendini
Rahm'ı müfteriler verir dersini
Mealsiz sözcükler yakar genzini
Bir acı türküyle uzar bu yollar
Kırılgan sinede saklar derdini
asmada kuşlara yem olmuş siyah üzümüm
şiirim ölüm kokar, heder oldum, üzgünüm.
ne fakirimiz fakir, ne zenginimiz ağa
dualar makbulsüz, dilden-dudağa
sabr-ı salihiyemiz düşmüş ayağa
içimiz dönüşmüş demirden dağa.
uzlet çiçekleri bile fesatlık açar
Tanrıdağın eteğine düşmüşüz,
Pusatlara tunç mevziler kazmışız,
Al kan olup oluk oluk akmışız,
Vatan deyip sancağımı diktiğim.
Üçler, beşler, yedi idik kırk olduk,
denizlerin sesinde
felâketine inandım.
bende kaybolan herşeyin
sende var oluşuna kandım.
ahh şu firakın sunduğu baldıran şerbeti ;
bir bulut sarar kızıl meşeyi
köpürür çemeni vay deli deli.
sökülür dalından paslı fireği
ağlaşır kuşları vay deli deli.
yel vurur çiğin gam sarnıcını
Ne gidişler gördüm, üşürken tende
Ne aldanışlar gördüm gülde, dikende
İnci taneleri düşerken yere
Gözler ufka dalar, eller hep cepte
Bu nasıl bir gidiş, bu nasıl veda
Hani bitmeyecekti bu yüce sevda
Varsa bir kusurum yüzüme söyle
Seni şu yüreğe ferman etmişken
Bin nazın vurur kısmetsiz sahile
Vedalaştıktan sonra gerye dönüp bakıyorsan giden senden bir şeyler ç/almıştır...
Kıs gecenin sesini eyy hayat,
Zemheri bir sûkuta ihanet etmiş yakut dağdan geliyorum...
Ağrılı bir şiirin bitişi, ateşten bir mihrabın yıkılışı,
Aşkın son secdesidir bu hissiyat...
Kokusu tomurcuğunda veba,
Selama sitem eklemiş besmele,




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!