Sineyi yurt tuttu kan baykuşları
Göç edip giderken eylül kuşları
Daha aşamadan bu yokuşları
Bir durgun ırmağa sızar giderim
Derdi derdest ettim gömdüm sineye
Hele şu dar günler bir geçsin hele
Ne allar açacak morun üstüne
Ektiğim fidanlar boy versin hele
Ne kuşlar konacak kolun üstüne
Kızılcıklar kızıla bir dönsün hele
Bırak yağmur duru yağsın
Gök ne senin, ne de benim
Damla gözün, atlas ağzın
Göl ne senin, ne de benim
Herkes kırılmıştır mutlaka bir yerden,
Kimi belden, kimi bilekten,
kimisi taa yürekten.
Ama kırılmıştır mutlaka,
Belki bir acı sözden, belki terk edilmekten.
Kırılıyor işte,
Düş kırıklarını siyaha boyarsan gece,
Güneşe tutarsan aşk,
Hüzne sararsan eylül,
Gözyaşıyla yıkarsan şiir olur...
aşk yüksünen geceye
kandil asmış heceye
su serpiyor gülceye
zühre yıldızı gözlerin
şeker olmuş şireye
sevmedin demiyorum, üzerimde hakkın kalır.
ahh o düşmanın gibi öldürüşünü unutamıyorum...
KAR BEYAZI
Yüreğimiz kar beyazı,
Gözlerimiz bahar güneşi,
Düşmüşüm toprağına,
Öpüyorum seni
Çok yorulmuştum
Eylül de gelmiş kapıya çatmıştı
Artık verecek bir şeyim kalmamıştı
Düş sarhoşuna dönmüşüm
Meğer hep içimi yontuyormuşum
Ondan sonra daha az insan sevdim
Eridi gözümün buz tutmuş dağı
Duruldu, seyreyledi yılgın şafağı
Eyy içimde mermeri eriten pınar
Düşürdün dilime düşten kırağı




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!