Ben otuzbeş yıllık sırdaşım olan,
cigarayı bir yalanı yüzünden tek kurşunla öldüren adam,
Senin yalan kokan bakışlarına mı acıyacam ulan.
bilmemki kaç dağ, kaç ova gezdim
yüzbin çiçek içinde bir gülü sevdim
gözlerin cezvede kahve köpüğü
bu fani dünyada tek seni sevdim.
Bağından geçtim, şarabın içtim
Şu gönül kapımı bir sana açtım
Seni sevdiğimi bülbül duymasın
Gülceler içinde tek seni sevdim
Bir kızıllık düşer hergün sehere
Bir telaşe, bir telaşe...
Bir telaşeyle geldik, bir telaşeyle götürüp toprak atacaklar üstümüze...
Gözyaşımız düşerken toprağımıza,
Üşüyüşümüz eşlik edecek üzüntümüze...
gökyüzü, ecevit mavisi
deniz, gözlerinin mavi izi.
yorgun gemiler demir atmış, uykuda.
ben, yalnızlığın beline sarılmışım,
kahvemi yudumluyorum çınar gölgesinde.
serin bir rüzgâr eserken kuzeyden,
Ters yüzlere aldanır, bazen yanlış yerde durduğunu anlar insan...
Sana karlı bir dağın eteğinden, yorgun düşmüş yürek sesimle sesleniyorum ;
Gitmene izin verdim, çünkü beni iyileştirmek yerine yaralarımı daha çok kanatıyorsun...
Puşt mavisi denizinden,
Kaypak kokan toprağından yurt olmaz...
Bundan gayrı çiçeksiz pencereye, yolcusuz yola teslim oluyorum...
Seni özleyeceğim...
Bu yazdığım satırlar şiir değil,
İftar bismillahı sonrası, kahve yudumunda can bulmuş yüreğin yanıp kül oluşudur...
Kokusu buharında, mor fincan içinde aşk, bir yara...
Kuşun gözünden süzülen yaşları, ve ma'mur bir özlemin hicivsel söyleyişleri...
Ehline düşmemiş aşk cehennemdir,
Gel şimdi otur karşıma bu kahveyi iç ve beni tevsir et,




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!