Bir daha hayal kurmam yemin olsun.
Kaderimi yazan alsın, başına çalsın.
Yeniden başlamak şöyle dursun
Tanrım yine güldürmedin bu kulunu.
Her şeyden elimi ayağımı çekecektim.
Bu saatten sonra ne dinlerim kimseyi,
Ne savunurum herhangi bir düşünceyi,
Pervasız olup kalınlaştım, ele bıraktım inceyi,
Bilgileri gömdüm toprağa,
Canı yanarmış, tutacak dal ararmış,
Elif gibi dikilmişsin çeşme başına,
Tebessümün eritir karlı dağları,
Tel tel olup, perçem düşer üstüne,
Yay olup kurulmuş kaşların, Türkmen Kızı.
Toprağa basmaya korkarsın besbelli,
Evet üstadım, ben söyledim sen dinledim,
Hele bir de sen konuş bakalım, ne anladın,
Al mızrabını, nasırlaşmış parmakların arasına,
Dertler, bağlanmanın tellerinde anlam kazansın.
İster kadersizliğime dem vur, kaderim derdim olsun,
Dün gece üstü açık kalmış gönlümün, gecenin ayazında,
Yüreğim üşümüş, birazda ıslanmış duman çiğinde,
Hiç olmazdı, açılmazdı, yar yanına uzandığında,
Güneşle selamlardı uyandığımda, güller açardı yüzümde,
İlk kez rüya görmeden uyanışım sızlattı içimi,
Uzatma Yaradan,
Ne biz yola geliriz,
Ne sen bizi affedersin.
Geri dönüş yapan yok,
Bir ömür geçti gidiyor,
Bu güne kadar ne verdin?
Ölüm sessizliği gibi,
Yalnızca izliyorlar.
Arşa açılan ağızları vardı,
Dut yemiş bülbül gibi susuyorlar.
Ne duydunuzda korktunuz?
Şer bildiğinde hayır,
Hayır bildiğinde şer vardır.
Yürek paramparça ama,
Sana ayırdığım bir yer vardır.
Doğru, içim yanar, kavrulur,
Vicdan görünmez, bastırılır bazen körlenir,
Durmaz yine de, küllerinden tüter durur,
Yaşarken ya da yaparken insan böbürlenir,
Yastığa baş düştüğünde yastıktan haykırır.
Ne suretler gelip geçer, bebek yüzlü suratlar,
Naçar gönlüm bilmez misin,
Konulmaz her gülün dalına,
Bülbülün feryadın duymaz mısın,
O da uçarıydı, kandı gülün alına,
Kulak ver ozan ne söyler durur,




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!