Bir tutku var içimde,
Adını koymaya dilimin varmadığı,
Gece olunca büyüyen,
Sabah olunca susmayan bir tutku.
Ne bir sevdaya benzer,
Ne bir ayrılığın ardından kalan sızıya,
Bu başka bir şey;
İnsanın kendi gölgesiyle konuşması gibi.
Ölüm tutkusu bunun adı,
Korkudan değil, meraktan doğan.
Bir gün kapanacak gözlerimin ardından
Neler kalacak diye düşünmekten doğan.
Yarım kalan cümleler,
Söylenmemiş özürler,
Tutulmamış sözler,
Ve içimde sakladığım onca yangın...
Bazen bir fotoğrafa bakarım uzun uzun,
Yıllar önce çekilmiş bir ana.
Kim bilir kaç kişi gitti o kareden,
Kaç gülüş toprağa karıştı sessizce.
Hayat dediğimiz şey,
Bir avuç hatıradan başka nedir ki?
Rüzgâr eser, isimler silinir,
Hatırlayan son insan da gidince
Bir ömür sessizliğe karışır.
Kimi biraz daha zaman ister,
Bir çocuğun elini son kez tutabilmek için.
Kimi yarım kalan hayallerinin peşindedir,
Bir bahar daha görebilmek için.
Kimi yorgundur öylesine,
Yılların yükünü omzunda taşımaktan.
Kimi yaşanmışlıklarına ağlar,
Kimi yaşayamadıklarına.
Ben ise gecenin en derin yerinde
Kendi içime bakarım bazen.
Bir kuyudur insanın içi,
Dibi görünmeyen karanlık bir kuyu.
Ne kadar kaçsan da kendinden,
Dönüp dolaşıp yine oraya varırsın.
Çünkü insan en çok
Kendi sessizliğinde kaybolur.
Ölüm tutkusu sardı bugün,
Zehir olan kaderime şifa gibi.
Bir rüzgâr geçti ömrümden,
Kırık dalları okşar gibi.
Bir ses geldi uzaklardan,
Adımı usulca çağırır gibi.
Ne tam gitmek isterim,
Ne de bütünüyle kalmak.
Arada kalmış bir yolcuyum sanki,
Kendi hikâyesine geç kalmış.
Ne insanlar gördüm;
Dünya onların sanılırdı.
Bugün isimleri bir taşta yazılı,
Yarın o taş da silinecek belki.
Ne aşklar gördüm;
Uğruna şiirler yazılan,
Dağlar aşılır sanılan.
Şimdi eski bir şarkının
Unutulmuş nakaratı gibiler.
Hayat garip bir misafirhane,
Kimse kalıcı değil burada.
Kimi erkenden kalkıp gider,
Kimi biraz daha oyalanır.
Ama vakit gelince
Hiç kimse pazarlık edemez kaderle.
Saat durmaz,
Takvim beklemez,
Yol çağırır herkesi.
Bir gün son perde kapanacak,
Son cümle söylenecek.
Belki bir dua yükselecek ardından,
Belki birkaç damla gözyaşı.
Sonra hayat kaldığı yerden devam edecek.
Çünkü dünya kimse için durmaz,
Güneş yine doğar,
Kuşlar yine öter,
Ve insanlar yine koşar
Kendi telaşlarının peşinden.
İşte bu yüzden,
Ölüm tutkusu değil aslında içimde büyüyen;
Geçip giden zamana duyulan hayret.
Bir nefeslik ömre sığan
Onca sevinç, onca acı, onca hikâye.
Bir gün biteceğini bilerek yaşamak,
Belki de insanı insan yapan şey.
Ve ben hâlâ gecenin koynunda
Sessizce düşünürüm bazen;
Kim bilir kaç düş yarım kaldı,
Kaç kalp sevdiğini söyleyemedi,
Kaç insan yarın varmış gibi yaşarken
Bugünden göçüp gitti.
Ölüm tutkusu sardı bugün,
Ama korku gibi değil.
Ömrün kıymetini hatırlatan
Derin bir sessizlik gibi.
Çünkü sonu olan her şey değerlidir,
Çünkü fanilik öğretir insanı.
Ve belki de yaşamın sırrı,
Ölüme bakıp karanlığı değil,
Yaşanacak günlerin ışığını görebilmektir.
Kayıt Tarihi : 17.06.2026 01:46:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!