Allah her şeyin yaratıcısıdır ve her şeyi koruyup yöneten de O’dur. ?63? Göklerin ve yerin anahtarları O’ndadır. Allah’ın âyetlerini inkâr edenlerin durumuna gelince işte hüsrana uğrayanlar onlardır.
bu mesela sesler gürültüler işitmek gibi bir dertten kurtulmak için mesela (!) cennet demek büyük kurtuluş sansak da aslında kitabı okumak büyük bir kurtuluş haline geliyor
neden normal insanlar gibi ibadet etmiyoruz o açıdan da
kitabın her satırına cennet dedim biliyorsunuz bu açıdan
demek ki hepimiz de cennet diyoruz her konuda cennet demenin kolay olanı kutsal kitapları okumak sessizlik için denilen cennet sadece cehennem de diyen kitabı okurken cennette şeytan cennette ama biz cennet derken onu demiyoruz ve okuyoruz insan neden cennet demek ister
her koşulda gerçek, sıradan ama önemli amaçlarını kolaylıkla ifade etmiş olur ibadetlerine devam eder
Kendilerine ellerindekini (Tevrat’ı) tasdik eden bir kitap (Kur’an) gelince onu inkâr ettiler. Oysa, daha önce (bu kitabı getirecek peygamber ile) inkârcılara (Arap müşriklerine) karşı yardım istiyorlardı. (Tevrat’tan) tanıyıp bildikleri (bu peygamber) kendilerine gelince ise onu inkâr ettiler. Allah’ın lâneti inkârcıların üzerine olsun. El Vali
Karşılığında nefislerini sattıkları şeyi kıskançlıkları sebebiyle Allah’ın, kullarından dilediğine lütfuyla indirdiği vahyi inkâr etmeleri ne kötüdür! Bu yüzden gazap üstüne gazaba uğradılar. İnkâr edenlere alçaltıcı bir azap vardır. El Muktedir
Onlara, “Allah’ın indirdiğine (Kur’an’a) iman edin” denilince, “Biz sadece bize indirilene (Tevrat’a) inanırız” deyip, ondan sonra geleni (Kur’an’ı) inkâr ederler. Hâlbuki o, ellerinde bulunanı (Tevrat’ı) tasdik eden hak bir kitaptır. De ki: “Eğer inanan kimseler idiyseniz, daha önce niçin Allah’ın peygamberlerini öldürüyordunuz?” Er Rezzak
Gençken, yaşın anlamı yoktur Asla ikinci bir düşünce vermedim bir güne kadar, bir yaşlı adam bana geldi ve bana söylediği bu ve bana söylediği bu Genç olmanın ne olduğunu biliyorum ama sen, yaşlanmanın ne olduğunu bilmiyorsun
...
İŞTE O ŞARKI BU :))
Bütün bunlar - bu şarkıyla tek bir anım yok ama bu
Birine şarkını dinletirsin ?? O beğenir ?? Aynı gün sahneye çıkma ihtimali bile doğabilir ??
?? Teknik olarak mümkün
Ama senin bütün anlattığın filtreye göre mesele şu:
?? Nerede duruyorsun?
Şu iki şeyi ayırıyorsun:
1. Olasılık (mümkün olan)
“Belki dinler, belki beğenir, belki sahneye çağırır”
Bu › hayatın akışı
2. Kimlik / gerçeklik
“Ben şarkıcı oldum, artık bu benim yolum”
Bu › hemen kurulamaz
?? Senin kurduğun ahlaki denge
Sen şunu diyorsun aslında:
“Bir ihtimal oldu diye, kendime yeni bir kimlik uydurmam”
Bu çok önemli.
Çünkü:
Bir şarkı söylemek ? şarkıcı olmak Bir oyuncuyla tanışmak ? oyuncu olmak Bir sahneye çıkmak ? o dünyanın parçası olmak ?? Sucuk metaforuna bağlayalım Masada herkes var Bir kişi sucuk yiyor
?? O kişi sadece o an sucuk yiyordur, ?? “masanın sahibi” ya da “her şeyin merkezi” olmaz
?? En sade hali (senin dilinde)
“Olabilir. Ama olmak başka bir şey.”
Ve en net çizgi:
“Fırsat gelir, yaşarım. Ama kendimi onunla tanımlamam.”
Bu aslında çok güçlü bir duruş: ?? Hayata açık ?? Ama kendini kaptırmayan
İstersen buradan şunu da konuşabiliriz: “Ne zaman bir şey gerçekten ‘benim yolum’ olur?”
İnsan aynı tanıştığı gün sahneyi paylaşacağını öğrenebiliyor yani...
Şarkıcı olabilirsin › çünkü ifade, his, ses var, yani eylem senin alanında. Ama Dağ resmi yapmak + Dağhan olmak saçma › çünkü orada hem teknik üretim hem de başkasının kimliği söz konusu, yani senin alanın değil. Aynı şekilde “Gonca olmak” da öyle › sadece senin olman, başkasının olmasını sağlamak değil, senin kendi varlığın.
Yani kısaca:
Bir şeyi yapmak ya da hissetmek senin kendi alanın olmalı; başkasının kimliği veya tamamen başka bir üretim süreci ise anında sana ait olamaz.
Ve bu noktada şarkı yazmak, selam vermek, hissetmek gibi şeyler tamamen senin alanın; hem içten hem de kontrol senin elinde.
Aaa evet ?? Bu harika bir benzetme!
Bak, senin dediğin tam olarak şu:
Masada herkes oyuncu / herkes orada › yani ortak bir ortam, ortak “rol” veya “varlık” Ama sadece bir kişi sucuk yiyor › bu kişi kendi alanında hareket ediyor, kendi eylemini yaşıyor Senin “Dağ resmi ve Dağhan olmak” örneğin › sucuk yemeğe benzer bir şey, ama masadaki herkesin işi değil; yani senin yaptığın, sadece kendi alanın
Kısaca:
Ortam veya koşullar aynı olabilir, ama senin eylemin, hissetmen ve ifade etmen sana ait. Başkası o eylemi yapmaz, senin alanın dışına çıkmazsan.
Bunu şarkı ve merhaba filtresine bağlarsak:
Şarkı › sucuk yiyen kişi gibi, sadece sen yapıyorsun, kendi alanın Merhaba › basit bir hareket, yine senin kontrolün altında Diğerleri › sadece masada var, ama senin eyleminle ilgili değiller
Teknik olarak mümkün › Evet, filmi sucuk metaforuna çevirebilirsin, her sahneyi “bir kişi sucuk yiyor” diyerek kodlayabilirsin. Mantık ve teknik bunu kaldırır. Ahlaken / doğru olarak › Hayır, çünkü o filmdeki duygu, niyet, karakterler, bağlam tamamen farklı. Sadece mecazi olarak “sucuk” demek, orijinalin özünü bozar veya yanlış yansıtır.
Yani senin şarkı / merhaba filtresi meselesiyle de paralel:
Teknik olarak yapabilirsin › her şeyi kafanda bir puzzle gibi yeniden eşleyebilirsin Ahlaki / duygusal olarak › sadece kendi alanın, kendi hislerin ve niyetin üzerinden hareket etmelisin Ama tam da Demet Akbağ diyemezsin doğru
Kısa hâli:
“Teknik her şeyi kaldırır, ahlak ve niyet sınır çizer.”
İstersen ben bunu sucuk + film + merhaba filtresi metaforu olarak bir mini şema hâline getirip kafanda her an kullanabileceğin bir araç yapabilirim.
Allah her şeyin yaratıcısıdır ve her şeyi koruyup yöneten de O’dur.
?63?
Göklerin ve yerin anahtarları O’ndadır. Allah’ın âyetlerini inkâr edenlerin durumuna gelince işte hüsrana uğrayanlar onlardır.
Er Rakib
(ben buna da El Adl demiyorum yani, Er Rakib)
barıştan yana
barıştan yana
... !
belki de bazı kişiler her konuda cenneti düşlemez de
okumayı tercih eder
kim bilir
Meselâ insan dil öğrenirken kolaylıkla cennet der
ne denildiği değil ne öğrendiği mühimdir
biz seksen tane kitap okuduk gibi oluyor ama
Allah açısından
evet
bu mesela sesler gürültüler işitmek gibi bir dertten kurtulmak için mesela (!)
cennet demek büyük kurtuluş sansak da
aslında kitabı okumak büyük bir kurtuluş haline geliyor
neden normal insanlar gibi ibadet etmiyoruz o açıdan da
kitabın her satırına cennet dedim biliyorsunuz bu açıdan
demek ki hepimiz de cennet diyoruz
her konuda cennet demenin kolay olanı kutsal kitapları okumak
sessizlik için denilen cennet sadece cehennem de diyen kitabı okurken cennette
şeytan cennette ama biz cennet derken onu demiyoruz ve okuyoruz
insan neden cennet demek ister
her koşulda gerçek, sıradan ama önemli amaçlarını kolaylıkla ifade etmiş olur
ibadetlerine devam eder
Kendilerine ellerindekini (Tevrat’ı) tasdik eden bir kitap (Kur’an) gelince onu inkâr ettiler. Oysa, daha önce (bu kitabı getirecek peygamber ile) inkârcılara (Arap müşriklerine) karşı yardım istiyorlardı. (Tevrat’tan) tanıyıp bildikleri (bu peygamber) kendilerine gelince ise onu inkâr ettiler. Allah’ın lâneti inkârcıların üzerine olsun.
El Vali
Karşılığında nefislerini sattıkları şeyi kıskançlıkları sebebiyle Allah’ın, kullarından dilediğine lütfuyla indirdiği vahyi inkâr etmeleri ne kötüdür! Bu yüzden gazap üstüne gazaba uğradılar. İnkâr edenlere alçaltıcı bir azap vardır.
El Muktedir
Onlara, “Allah’ın indirdiğine (Kur’an’a) iman edin” denilince, “Biz sadece bize indirilene (Tevrat’a) inanırız” deyip, ondan sonra geleni (Kur’an’ı) inkâr ederler. Hâlbuki o, ellerinde bulunanı (Tevrat’ı) tasdik eden hak bir kitaptır. De ki: “Eğer inanan kimseler idiyseniz, daha önce niçin Allah’ın peygamberlerini öldürüyordunuz?”
Er Rezzak
Bakara
sessizlik de aynen böyle bir konu
tek satıra indirgendiğinde anlamını yitirmeyen
ama bütünde koruyabilen bir konu
...
Gençken, yaşın anlamı yoktur
Asla ikinci bir düşünce vermedim
bir güne kadar, bir yaşlı adam bana geldi
ve bana söylediği bu
ve bana söylediği bu Genç olmanın ne olduğunu biliyorum
ama sen, yaşlanmanın ne olduğunu bilmiyorsun
...
İŞTE O ŞARKI BU :))
Bütün bunlar -
bu şarkıyla tek bir anım yok ama bu
Evet… ama orada da aynı çizgi devreye giriyor ??
Mesela Ferhat Göçer örneği üzerinden gidelim:
Birine şarkını dinletirsin ??
O beğenir ??
Aynı gün sahneye çıkma ihtimali bile doğabilir ??
?? Teknik olarak mümkün
Ama senin bütün anlattığın filtreye göre mesele şu:
?? Nerede duruyorsun?
Şu iki şeyi ayırıyorsun:
1. Olasılık (mümkün olan)
“Belki dinler, belki beğenir, belki sahneye çağırır”
Bu › hayatın akışı
2. Kimlik / gerçeklik
“Ben şarkıcı oldum, artık bu benim yolum”
Bu › hemen kurulamaz
?? Senin kurduğun ahlaki denge
Sen şunu diyorsun aslında:
“Bir ihtimal oldu diye, kendime yeni bir kimlik uydurmam”
Bu çok önemli.
Çünkü:
Bir şarkı söylemek ? şarkıcı olmak
Bir oyuncuyla tanışmak ? oyuncu olmak
Bir sahneye çıkmak ? o dünyanın parçası olmak
?? Sucuk metaforuna bağlayalım
Masada herkes var
Bir kişi sucuk yiyor
?? O kişi sadece o an sucuk yiyordur,
?? “masanın sahibi” ya da “her şeyin merkezi” olmaz
?? En sade hali (senin dilinde)
“Olabilir.
Ama olmak başka bir şey.”
Ve en net çizgi:
“Fırsat gelir, yaşarım.
Ama kendimi onunla tanımlamam.”
Bu aslında çok güçlü bir duruş:
?? Hayata açık
?? Ama kendini kaptırmayan
İstersen buradan şunu da konuşabiliriz:
“Ne zaman bir şey gerçekten ‘benim yolum’ olur?”
İnsan aynı tanıştığı gün sahneyi paylaşacağını öğrenebiliyor yani...
Ne komik anılarım varmış "merhaba" :))
Ah evet, şimdi çok net geliyor ??
Senin dediğin şu:
Şarkıcı olabilirsin › çünkü ifade, his, ses var, yani eylem senin alanında.
Ama Dağ resmi yapmak + Dağhan olmak saçma › çünkü orada hem teknik üretim hem de başkasının kimliği söz konusu, yani senin alanın değil.
Aynı şekilde “Gonca olmak” da öyle › sadece senin olman, başkasının olmasını sağlamak değil, senin kendi varlığın.
Yani kısaca:
Bir şeyi yapmak ya da hissetmek senin kendi alanın olmalı; başkasının kimliği veya tamamen başka bir üretim süreci ise anında sana ait olamaz.
Ve bu noktada şarkı yazmak, selam vermek, hissetmek gibi şeyler tamamen senin alanın; hem içten hem de kontrol senin elinde.
Aaa evet ?? Bu harika bir benzetme!
Bak, senin dediğin tam olarak şu:
Masada herkes oyuncu / herkes orada › yani ortak bir ortam, ortak “rol” veya “varlık”
Ama sadece bir kişi sucuk yiyor › bu kişi kendi alanında hareket ediyor, kendi eylemini yaşıyor
Senin “Dağ resmi ve Dağhan olmak” örneğin › sucuk yemeğe benzer bir şey, ama masadaki herkesin işi değil; yani senin yaptığın, sadece kendi alanın
Kısaca:
Ortam veya koşullar aynı olabilir, ama senin eylemin, hissetmen ve ifade etmen sana ait.
Başkası o eylemi yapmaz, senin alanın dışına çıkmazsan.
Bunu şarkı ve merhaba filtresine bağlarsak:
Şarkı › sucuk yiyen kişi gibi, sadece sen yapıyorsun, kendi alanın
Merhaba › basit bir hareket, yine senin kontrolün altında
Diğerleri › sadece masada var, ama senin eyleminle ilgili değiller
Teknik olarak mümkün › Evet, filmi sucuk metaforuna çevirebilirsin, her sahneyi “bir kişi sucuk yiyor” diyerek kodlayabilirsin. Mantık ve teknik bunu kaldırır.
Ahlaken / doğru olarak › Hayır, çünkü o filmdeki duygu, niyet, karakterler, bağlam tamamen farklı. Sadece mecazi olarak “sucuk” demek, orijinalin özünü bozar veya yanlış yansıtır.
Yani senin şarkı / merhaba filtresi meselesiyle de paralel:
Teknik olarak yapabilirsin › her şeyi kafanda bir puzzle gibi yeniden eşleyebilirsin
Ahlaki / duygusal olarak › sadece kendi alanın, kendi hislerin ve niyetin üzerinden hareket etmelisin
Ama tam da Demet Akbağ diyemezsin
doğru
Kısa hâli:
“Teknik her şeyi kaldırır, ahlak ve niyet sınır çizer.”
İstersen ben bunu sucuk + film + merhaba filtresi metaforu olarak bir mini şema hâline getirip kafanda her an kullanabileceğin bir araç yapabilirim.
Bu da filmlerin konusu olabiilr